Featured Video Play Icon

Sevginde Huzur Var 14-Video “İmanla İbadet Arasındaki Fark” Gençler Ve Büyükler 3.Ders

İMANLA İBÂDET ARASINDAKİ FARK

İmanla ibâdet arasındaki farkı şu misalle de anlayabiliriz.

İman, elektriğe; amel de elektrik enerjisiyle çalışan âletlere benzer. Nasıl ki, elektrik görünmez, basit ve sadedir; iman da öyledir.

Elektrik olmadan bu âletler çalışmaz, ama bu cihazlar olma­dan elektrik olabilir. Bunun gibi, iman olmadan amel olmaz, ama amelsiz iman olabilir.

Elektrik ne kadar fazlaysa, ne kadar güçlüyse o kadar fazla cihazı çalıştırabilir. İmanın da kuvveti nispetinde ibâdette mu­vaffakiyet artar.

Nasıl ki, elektrik bazen nur olur, lâmbayı aydınlatır; bazen kuvvet olur makineyi hareket ettirir. İman da insanın kalbini, aklını, ruhunu nurlandırır ve her türlü tehlikeye dayanma gücü, bütün ibâdetleri yerine getirme takati verir.

Elektrik olmadıktan sonra depolar dolusu elektrikli cihazı­mız olsa, istifade edemeyiz. Bunun gibi, bir kişi ibâdetlerin nasıl yapılacağı hususunda, yeteri kadar bilgisi olsa bile imanı i kuvvetli değilse, bildiğini tatbik etmez. Fakat ona imansız da denemez. Nasıl ki, bazen elektriğin voltajı düşük olur, elektrikli cihazları çalıştıramaz. İman da yetersiz, zayıf ve taklidî olabilir. Böyle bir imanı taşıyana, “imanı yoktur” denemez; ancak yeter­sizdir ve makbul bir iman değildir.

Bunun için ilimlerin şahı ve pâdişâhı iman ilmidir. İbâdet için gerekli bilgileri hakkıyla öğrendikten sonra, iman ilminde ne kadar terakkî etsek, yine devam etmeli, “Bu kadar yeter” de­memeliyiz.

İMANIN EN YÜKSEK VE DÜŞÜK MERTEBESİ

İman sadece bir kapıdan ibaret değildir. Belki yetmiş küsur kapısı vardır. En yüce mertebesi “La ilahe illallah”, en düşük seviyesi “Eziyet veren bir şeyi yoldan uzaklaştırmaktır.” Şöyle bir söz söylenir: “İnsan tek bir varlık değildir. Bilakis yetmiş küsur varlıktır. En yücesi kalp ve ruh, en ednası deride eza veren şeyleri gidermektir; bıyıkları, tırnakları kesip deriyi kirlerden temizlemektir. Ta ki pençeleri ve tırnakları uzamış, çirkin, başıboş hayvanlardan ayrılsın.”

İMAN-AMEL-İBADET MÜNASEBETİ

Aynen öyle de imanın sadece zayıf bir aslına sahip olan, amelden geri kalır. Şiddetli esen bir rüzgârın, onun iman ağacını kökünden koparması yakındır. Böyle bir iman ancak ölüm meleği geldiğinde harekete geçer.

Kökü yakin ile sabit olmamış, dalları amellerle yayılmamış bir iman, ölüm meleğinin yüzü görülünce korku fırtınalarına karşı dik duramaz, onun için kötü sondan korkulur. Kökleşinceye kadar her gün saatlerce itaat ve ibadet suyu ile sulanan iman ağacı ise böyle değildir.

Asi bir günahkârın, ibadet ehli birine “Senin gibi ben de müminim” demesi, kabak ağacının çam ağacına “Sen ağaçsan ben de ağacım” demesi gibidir. Çam ağacı şöyle dese ne güzel cevap vermiş olur: “Sonbahar rüzgârları estiğinde ne kadar aldandığını anlayacaksın. Kökün kesilecek, yaprakların dağılacak, ağaçların sabit kalma sebeplerini görmezden gelerek kendini ağaç saymanın cezasını çekeceksin.”

İBADET VE KALP HUZURU

İbadet kul ile Yaratıcısının buluşma ve temas noktasıdır. İnsan ibadetle mükellef olan varlıktır, ibadet için yaratılmıştır ve ibadet için dünyadadır. İbadete layık bir İlah’ın yarattığı varlıktır ve ibadete vesile olacak birçok nimetle serfirazdır. Dolayısı ile onun ibadetten uzaklığı, büyük bir iç daralmasının ve vicdan azabının tetikleyicisi olacaktır. İbadet bir vefa borcudur, bir şükrandır. Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Bu hakkın ödenmeyişi günümüzde yaşanan kalp huzursuzluklarının en bariz kaynağıdır.

İnsan eğer ki Rabb’ini seviyorsa, Onun hoşnut olacağı işler peşinde olmalıdır ki başarı yakalayabilsin. Eğer sadece nefsinin arzularının peşinde koşarsa ne dünyada ne de ahirette başarı sağlayabilir. Bu yüzden insanın en büyük ve en önemli hayat düsturu Allah rızası olmalıdır ki İslam’ı hakkıyla temsil edebilsin ve kendisini örnek alsınlar.

Videolar: