ALLAH’A SAYGI EDEBİ VE ALLAH KORKUSU
Gümüşhaneli Ahmet Ziyâeddin Efendi, ağır hastadır. Her şeye rağmen, dilinden Allah’ın zikri eksik olmamaktadır. Hastalığın verdiği ağrı ve sızıya rağmen, ayaklarını uzatmamaktadır.
Etrafındakiler rahat etmesi için toplu haldeki ayaklarını uzatırlar.
Gümüşhaneli Ahmet Ziyâeddin Efendi, hemen karşı koyar:
“Bırakın” der. “Allah’ın huzurunda iken bana günâh işlettirmeyin.”
İşte her an Allah’ın huzurunda olduğunu bilen, Allah’a olan saygısından dolayı ayağını uzatmayan, hasta döşeğinde bile şuurunu kaybetmeyen bu mübarek zâtın örnek hareketi, huzur-u daimînin en çarpıcı misallerinden biridir.
“Siz nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir” mealindeki âyeti her haliyle yaşayan Peygamberimiz de (a.s.m.), yatarken bile ayaklarını uzatmazdı.
***
Talebelerinden Molla Hamid’in anlattığına göre,
Üstad Hazretleri ibâdet ve duâ ile meşgul olurken saatlerce diz üstünde oturuyordu. Bu yüzden ayak parmağı yara olmuştu.
Molla Resul ismindeki bir başka talebesine parmağını göstererek merhem sürmek istediğini söyleyen Bediüzzaman’a Molla Resul şöyle der: “Biz de Allah’tan korkuyoruz, ama senin ödün patlıyor. Bizim gibi rahat otursan ayağın yara olmayacaktı.”
Üstad ise şu cevabı verir:
“Molla Resul, kısa ömürde, kısa dünyada, ebedî hayatı kazanmaya gelmişiz. Hem burada rahat oturayım, hem Cennet dâva edeyim, olmaz böyle şey. Onun için cesaret edemiyorum rahat oturmaya.”
Yine bir talebesine şöyle ders verir:
“Eğer bilsen gayret ne hayırlı bir iştir, ömrünü bir dakika boşa geçirmezdin!”
Gerçekten huzur-u daimîyi kazanan bir insan, bir dakikasını bile boş geçirmez.
Kendimizi bir padişahın huzurunda farz edelim. Nasıl hal ve hareketlerimize dikkat ederiz. Adetâ nefes almaktan ve kıpırdamaktan bile çekiniriz.
Bırakın padişahı, insanlar başlarındaki en küçük bir şef veya müdürden bile tir tir titremektedirler.
Oysa bunların hepsi âciz ve sadece bir yönden sorumlu olduğumuz kimselerdir.
Allah ise, ezelî ve ebedî, sonsuz ilim, kudret ve zenginlik sahibi, bizi ve bütün insanları yaratan ve her ânımızı Kendisine borçlu olduğumuz Rabbimiz, Hâlikımızdır.
Böyle bir Rabbe inanan, nasıl isyan edebilir?
Bütün zerreleriyle Onun varlığına ve birliğine inanan insan, nasıl olur da Ondan gaflet edebilir?
Her ânımızı Onun gördüğünü, bildiğini ve kaydettiğini kabul eden insan, nasıl olur da Onun rızâsına muhalif hal ve davranışta bulunabilir?
MUHABBET VE KORKU
Güneş sistemimizin nizamı cazibe ve dafia denilen iki kuvve üzerine bina edilmiştir. Bu kuvvelerden birisi olmasa nizam bozulur.
İnsanda bu kuvvelerin yerini sevgi ve korku hisleri almıştır İnsanın dünya hayatının nizamı da iki hisle olduğu gibi, ebedi saadetin kazanılması da bu hislerin yerinde kullanılmasına bağlıdır.
Bir baba, ailenin nizamını ancak aile fertlerindeki bu iki hissi beraber yürütmekle temin etmektedir. Bir çocukta babasına karşı sadece sevgi hissi inkişaf edip korku hissi inkişaf etmezse, o çocuk zararlı işlerden korunma hususunda hassasiyet gösteremez. Sadece korku hissinin inkişafında ise babasının eliyle elde ettiği lütuf ve ihsanları hakkıyla takdir edemez.
Aynı şekilde, bir talebe hocasını sevmezse, onun ilminden istifadesi az olur. Hocasından korkmaması halinde de derslerine ciddî çalışmaz ve muvaffakiyetsiz olur. Bir raiyet de padişahını hem sevmeli, hem de ondan korkmalıdır.
Bu misâllere kıyasen insan, Hâlik-ı Zülcelâl’i hem sevecek, hem de O’ndan korkacaktır. İnsan Allah’a (C.C.) muhabbet hususunda terakkiyle O’nun lûtfundan her zaman ümitvar olup, ebedî saadeti de o lûtuftan bekleyeceği gibi; Allah’dan (C.C.) ziyadesiyle de korkacak ve ebedi Cehennem azabından kendisini kat’iyyen hariç tevehhüm etmeyecektir.
Bir insan ancak bu tarz hareket etmekle Hâlik-ı Zülcelal’in hem emirlerine riayete, hem de nehiylerinden kaçınmaya dikkat etmiş ve havf ve reca arasında yaşamaya muvaflak olur.
ÜSTÜNLÜĞÜN ÖLÇÜSÜ(Allah Bilgisi)
Seyyid Ahmed er-Rifâî hazretleri [kuddise sırruhû], yeğeni Ebü’l-Feth Vâsıtîyi kendi oğlundan daha çok sever, önceliği ona verirdi. Hanımı bir gün,
-Neden kardeşinin oğlunu kendi oğlundan daha çok seviyor, ona öncelik veriyorsun, bunun hikmeti nedir, diye sitem fitti. Hazret,
-Ona ben öncelik vermiyorum. Asıl onu öne geçiren, Ona lütufta bulunan Allah Tealâ’dır, buyurdu. Sonra her ikisini de yanına çağırarak:
-Gidip bana biraz ot toplayın, dedi.
Bir müddet sonra oğlu elinde bir demet otla geldi. Ebü’l-feth Vasıtî ise eli boş döndü. Hazret ona,
-Sen niçin bir şey getirmedin, diye sordu. Ebü’l-Feth şu cevabı verdi:
-Hepsinin Allah Teâlâ’yı zikrettiğini işittim. Bu sebeple onları koparmaktan haya ettim, diye cevap verdi. Hazret, hanımına dönerek,
-Oğlunun ve onun haline bak, var sen kıyas et, deyince hanımı özür diledi.
Bedîüzzaman Said Nursi [kuddise sırruhû] şöyle der:
“Her şeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.”
İSLAM’LA KURTULMAK
“Hakikate, yalnız bir yoldan gidilir; fakat ondan uzaklaştıran yol binlercedir.” (La Bruyere)
“Ne aradın da İslâm’da bulamadın?” (H. L. Şuşud)
“İslâmiyet’i kurtarmayı bırakın, İslâmiyet’le kurtulmaya bakın.” (Seyyid Ahmed Arvasi)
Gerçek Müslüman Olmak
“İnsanların dinden uzaklaşmalarının en büyük nedeni, dine çağıranların bozulmuş olmasıdır.” (Yusuf El Kardâvî)
“Gerçek bir insan olmak, önce gerçek bir Müslüman olmaktır.” (Cemil Meriç)
“Atalarının dindarlığı ile kurtulacağını zannedenler; babalarının yemesiyle kendi karınlarının doyacağını, onların içmesiyle susuzluklarının gideceğini, onların okumasıyla bilgili olacağını sananlara benzer.” (İmam Gazâli)
Videolar:
