Featured Video Play Icon

Sevginde Huzur Var 21-Video “İman Nimeti-Allah’ı Tanıma-Marifetullah” Gençler Ve Büyükler 10.Ders

İMAN NİMETİ

Acaba insanın dünya nimetleri arasında tam istifade ettiği nimet hangisidir?

Elbette, imandır. İman insana öyle bir haz, rahatlık ve ferahlık verir ki dünyevi diğer nimetleri unutturur. Şükrü en çok hak eden nimet, iman nimetidir. İmanın temas ettiği her şey, anında baki neticeler doğurmaya başlar.

İNSAN BİLGİYE MUHTAÇ YARATILMIŞTIR

Kur’an-ı Kerim’de insan, “cehul” yani çok cahil bir varlık olarak tarif edilmiştir (Ahzâb, 72). İnsanın cahilliği, onun bilgiye kesin­tisiz, daimî muhtaçlığını ifade eder. Allah, insanı bilgiye muhtaç yaratmıştır ki o, bilginin doruğunda yer alan “mârifetullaha” yani “Allah’ı tanımaya” yönelsin.

İnsan için en yüce bilgi, yaratanını bulmak ve tanımak yolunda edindiğidir. Bu büyük ve hayati bilgiyi elde edebilmesi için insan, bilmeye ve ilme sürekli muhtaç bir vaziyete getirilmiştir.

İnsanın yaratılma maksadı, Allah’ı bilmek olduğuna göre onun bilme eylemine kelepçelenmiş bir varlık olması gayet tabiidir. Bu sebeple insan, ömrünün sonuna kadar bilgiye ve öğrenmeye ihtiyaç duyar.

“Ben cinleri ve insanları, başka bir maksada değil, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56)

Bu ayetin orijinalinde, Arapçasında geçen “illâ” kelimesi ayete “Başka bir şey için yaratmadım, ancak ve ancak bu iş için ya­rattım.” manasını kazandırır. Bu ayete verilen manalar arasında “Beni tanısınlar diye.” ifadesi de bulunur, insanlar ve cinler Allah’ı tanımak için yaratılmıştır. Bu tanıma, yalnızca zihinsel bir tanıma değildir. Aynı zamanda pratikler üzerinden bir tanımadır da. Bu tanıma, insanı iman ve ardından iyilik ve ibadet yapmaya sevk eden bir tanımadır. Kâinat da insan da bu yüzden vardır. (Sen Derviş Olamazsın-Mecit Ömür Öztürk-Timaş Yayınları)

RABBİ’NİN SEVGİSİNE MAZHAR OLMAYI SAĞLAYAN SEBEPLERE DAİR

*Nimetleri hatırlamak, sevmeyi beraberinde getirir.

*Fudayl b. Iyaz şöyle demiştir:

Allah (azze ve celle), Davud (aleyhisselam)’ a şöyle vahyetti:

“Beni sev, beni sevenleri sev ve beni kullarıma sevdir!”

Davud dedi ki:

“Ya Rabbi! İşte ben Seni ve Seni sevenleri seviyorum. Ama Seni kullarına nasıl sevdireyim?

Allah (Subhanehu ve Teâla) buyurdu:

Beni onlara hatırlat ve benden yalnızca güzel bir şekilde bahset.”

*İbn Abbas (radıyallahü anhüma)’dan rivayetle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Nimetleriyle sizi gıdalandırdığı için Allah’ı seviniz. Beni de Allah’a olan sevginiz sebebiyle seviniz. Ehl-i Beytim’i de beni sevdiğiniz için seviniz.”

*Allah (Subhanehü ve Teâlâ’nın sevgisine mazhar olmayı sağlayan sebeplerden biri de O’nu tanımaktır.

Allah (Subhanehu ve Teâla)’yı tanımaya ileten en büyük sebeplerden biri ise göklerin ve yerin melekûtu hakkında düşünmek, Allah’ın yarattığı her bir şey hakkında tefekkür etmektir.

Kul ne kadar tanırsa, O’na olan sevgisi ve itaati de o ölçüde artar ve o kulda zikir ve diğer ibadetlere karşı o ölçüde bir lezzet meydana gelir. (Allah Sevgisinin Esintileri-İbni Receb el-Hanbeli-Neda Yayınları)

ALLAH’I TANIMA

Ebu’l-Kâsım Cüneyd b. Muhammed’den:

“Hikmet arayan kişinin ilk muhtaç olduğu şey, Yaradanı tanımaktır. Nasıl yaratıldığını, başlangıçta ne olduğunu, öldükten sonra ne olacağını düşünmelidir. Böylece Yaradanı yaratılandan ayırdetmeli, ezelî olan Allah ile sonradan yaratılan tüm mahlukatı birbiriyle aynı tutmamalıdır.

Kul, efendisini bilmeli, sadece ona ibadet etmeli, onu şirkten arınmış bir inançla sevmeli, çağrısına uymalı, ona itaat etmelidir. Kim sahibini tanımazsa kâinatın kime ait olduğunu idrak edemez.”

ALLAH’I TANIMA-MARİFETULLAH

Allah’ın yarattıkları arasında en bilgin olan, O’nun azameti ve gücü karşısında kendi yetersizliğini en derinden farkedendir. Onlar; bir benzeri olmayan yaratıcıyı tüm yönleriyle anlamaktan aciz olduklarını bildikleri için Yüce Rabbin zâtını keşfedemeyeceklerini farketmişlerdir. O, Allah’tır. O’nun dışında her şey ise O’na muhtaçtır. O ezelîdir. O’nun dışındakilerin bir başı, başlangıcı var­dır. O bir destek ve yardımcı olmadan güçlü kalandır. Aslında şu kâinattaki her güçlü, ancak Allah’ın nasibettiği bir güç ile ayakta­dır. O, öğretmeni olmayan bir ‘âlim’dir. O’nun bir başkasından isti­fade etmesine gerek yoktur. Evrendeki tüm bilginler sadece Allah’ın ilminden bir tutam alarak bilgin oldular. Başlangıçsız ilk olan ve sonsuz kalıcı olan Allah Teâlâ’yı tüm yakışmayan sıfatlardan ten­zih ederim! Allah’ın dostları içinde “özel” olanlar (Ehli Hâssa) ma­rifetin sonuna gelemedikleri ve marifeti noktalayamadıkları halde marifetin en üst mertebesindedirler.

Genel olarak müminler ise marifetin ilk basamağındadırlar. Gerek en yüce gerekse ilk basamakta bulunan âriflerin mârifete dair özel tecrübeleri ve belgeleri vardır.

İlk basamakta bulunan ârif, Allah’ın birliğini kabul edip O’ndan başka ilâh olmadığına, O’nun kitabında geçen yasaların (el-Emr ve’n-Nehy) uyulması gereken direktifler olduğuna inana­rak bu tecrübeyi yaşar.

En yüce mertebede bulunan arif ise O’nun izni ile O’nda var olarak; tüm zamanlarda O’ndan sakınmak ve O’nu tüm yaratıklara tercih etmek ve en güzel ahlâka sarılmakla marifet tecrübesini yaşar.

Özel ve seçkin (el-Hâssa) arifleri genelden üstün kılan mari­fet. İşte onların kalplerindeki en yüce bilgi budur. Bu bilgi; Rab Teala’nın gücünü, yüceliğini, kapsamlı bilgisini, cömertliğini ve ni­metlerini bilmektir. Böylece onların kalplerinde Allah’ın kudreti, heybeti, azabının şiddeti, cömertliğinin sonsuzluğu, cennetinin eş­sizliği, yumuşaklığı ve rahmeti diğerlerine nisbetle daha yüksek dü­zeyde hissedilir.

Evet… Marifet (Allah’ı tanıma) oranı arttıkça Allah’ın büyük­lüğünü ve gücünü daha iyi bilmektedirler.

İşte insanlar bu seçkin kulları görünce ‘şu Arifi billahtır, Âlimi billahtır’ demeye başladılar” (bu terimler böyle doğdu).

Videolar: