İMAN ELEKTRİK GİBİDİR
İman; hem kalbe hem akla hem vicdana hem ruha hem latifelere hem bedene ve bedendeki nebati ve hayvani damarlara da nüfuz eden bir nurdur.
Nasıl elektrik bir makinenin içine girdiğinde makine içinde bütün alet ve edevatı çalıştırıyor ise, iman nuru da insan makinesine girdiğinde bütün duygu ve cihazlarını çalıştırıp harekete geçiren manevi bir elektrik gibidir.
Ampul ne kadar kaliteli olursa olsun, içinden elektrik geçmezse ışık vermez. Camı parlak, şekli modern olabilir; fakat enerji yoksa karanlıkta kalır. Elektrik geldiğinde ise sıradan bir ampul bile etrafını aydınlatır.
İmanda artma ve azalma olmamakla birlikte imanın daha kuvvetli ve daha zayıf olması söz konusudur.
İmanın keyfiyet olarak zerreden güneşe kadar dereceleri vardır.
Mesela, mum bir ışıktır, ancak az bir rüzgâr ile sönebilir, yani ışığı devamlı değildir. El feneri de bir ışıktır, o da pili bitince söner. Kullandığımız elektrik de bir ışıktır, sigortanın atmasıyla o da söner. İman güneş gibi olmalıdır ki, ne rüzgârla, ne de sigorta atmasıyla sönmesin. Bu ise ilim ile okumakla, ibadet ve tefekkür etmekle elde edilir.
Elektrik nasıl maddî dünyayı aydınlatıp işleyişi sağlıyorsa, iman da manevî dünyayı aydınlatıp insan ruhunu ve cihazlarını gerçek bir “insan” olma yolunda çalıştıran bir nurdur.
Nasıl elektrik kesilirse cihazlar işlevsiz kalırsa, iman da bedenden/ruhtan çekilirse hayat manasını yitirir.
***
İmânın ehemmiyeti anlatılırken, şöyle bir misal de verilir:
“Evet, temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını tamir ve tezyine çalışmak, o binanın yıkılması için ne derece bir fâide temin edebilir?
Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilaçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir fâide verebilir mi?”
Bu mükemmel misallerden sonra, maksat şöyle özetlenebilir:
“İnsan saray gibi bir binadır. Temelleri, erkânı imaniyedir. İnsan bir ağaçtır, kökü esasat-ı imaniyedir.”
İmanı anlatmak için kullanılan “temel” misali, meseleyi o kadar güzel izah etmektedir ki, başka kıyaslamalar da yapılabilir. Sözgelişi, temel ne kadar sağlam olursa, üzerine yapılan bina da o kadar kuvvetli ve sağlam olur.
Anlatıldığına göre, Sinan, Süleymaniye Câmiinin temeline yıllarını vermiş ve bu durum dedikoduya bile sebep olmuştur. Ama temeli yaptıktan sonra kısa zamanda caminin üst kısmını tamamlamıştır. İman da böyledir. Ne kadar güçlü, sağlam olursa, o derece ibadete olan gayret artar. Eğer iman zayıfsa, namaz kılmaya bile mecali yoktur. İman güçlüyse, bütün ibadetlerini yaptığı gibi, bir anını bile boş geçirmez.
***
İMANIN DERECELERİ VE İMAN HİZMETİNİN ÖNEMİ
Celaleddin Atamanalp 1963 yılında, kısa bir tanışma faslından sonra bize:
“Nedir bu Nurculuk davası? Gayeniz nedir?” diye sordular.
“Bu zamanda menfi cereyanlar biçare gençlerimizi tesiri altına alarak onların imanlarını sarsıyorlar. Risale-i Nur bu menfi cereyanlara karşı gençlerimizin imanını kurtarıyor. İmanı taklitten tahkike götürüyor” dedim.
Celaleddin Bey:
“Hocam imanın altı rüknü vardır. Herkes buna iman eder. Bu milletin hepsi mümindir, müslümandır. Siz tahkiki iman demekle neyi kastediyorsunuz” dedi.
Ben de şöyle cevap verdim:
İmanın kemiyeten değil fakat keyfiyeten çok dereceleri vardır. Efendimiz hazretleri (asm) bir gün sahabe-i kirama şöyle seslendi:
“Ebubekir’in sizden üstünlüğü çok namaz kılmasından değil, çok zekât verdiğinden de değil, çok cihad ettiğinden de değildir. Onun göğsünde öyle bir iman var ki, kıyamete kadar gelecek bütün müminlerin imanı bir teraziye Ebubekir’in imanı bir teraziye konsa, Ebubekir’in imanı ağır basar.”
Cenab-ı Hak, Enfâl Sûresi dördüncü âyetinde, imanın ziyadeleşmesini şöyle haber vermektedir:
“Gerçekten mü’minler o kimselerdir ki; Allah anıldığında yürekleri ürperir, karşılarında (Allah’ın) ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını ziyade eder (arttırır)” buyrulmaktadır.
Elmalı Hamdi Efendi, imanın ziyadeleşmesi hakkında; “İman-ı tahkiki inkişaf eyler, yakin ve itmi’nanları ziyadeleşir” buyurur.
Celaleddin Bey:
“Bu nasıl olur?” dedi.
Ben de:
“Işığın dereceleri vardır. Mesela mumun ışığı da, fenerin ışığı da, elektriğin ışığı da, güneşin ışığı da ışıktır. Mum ışığı küçük bir rüzgâr ile sönebilir. Fenerin pili bitebilir. Elektriğin de sigortası atabilir. Fakat güneşin ziyası ne rüzgâr ile söner, ne de sigortanın atmasıyla. İşte imanın dereceleri de bunlar gibidir. Bediüzzaman Hazretleri, “İmanın zerreden güneşe kadar derecelerinin olduğunu” söylüyor.
“Acaba zerre kadar bir imana sahip olan kimsenin imanını tekâmül ettirme imkânı var mı?”
“Evet var. Risale-i Nur’daki hem aklı, hem kalbi tatmin eden tefekkürî dersler ile bu tekâmülü kemaliyle sağlamaktadır.
Bir millet için en büyük felâket, en büyük yıkılış imansızlıktır. (Hayatım Hatıralarım-Mehmet Kırkıncı-Zafer Yayınları)
***
VARLIK GEMİSİNİN YELKENİ İMANDIR.
İnsanın varlık gemisinin yelkeni imandır. Yelken oldukça rüzgâr onu önemli bir yere götürür; yelken olmazsa, sözler rüzgârdan ibaret kalır.
Hakiki âşığa aşktan başka her şey haramdır.
Ey zavallı! Allah zaten ispatlıdır. Delile, ispata ihtiyacı yoktur. Eğer sen bir iyilik yapmak istiyorsan, belli bir makam ve belli bir manevî derece elde ederek asıl sen kendi varlığını O’na ispatla! O çoktan delil olmadan ispatlanmıştır. (Fihi Ma Fih-Hz. Mevlana-Sufi Kitap Yayınları)
Videolar:
