Featured Video Play Icon

Sevginde Huzur Var 18-Video “İmanı Kaybetme Endişesi-Asıl Musibet” Gençler Ve Büyükler 7.Ders

İMANI KAYBETME ENDİŞESİ

ASIL MUSİBET VE MUZIR [ZARARLI] MUSİBET, DİNE GELEN MUSİBETTİR

“Asıl musibet ve muzır [zararlı] musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı ilâhiyeye [Allah’ın yüce katına] iltica edip [sığınıp] feryat etmek gerektir.” (İkinci Lem’a)

***

“Evet, hadsiz hayat-ı uhreviyeye [ahiret hayatına] nispeten muvakkat [geçici] ve fâni kısacık hayat-ı dünyeviyenin zararları, sineklerin ısırması gibidir. Hayat-ı ebediyenin zararları, ona nispeten yılanların ısırmasıdır.” (Kastamonu Lahikası)

Asıl musibet; maneviyatımıza, kalbimize, ruhumuza, inançla­rımıza gelendir. Sâlih amel ve ibadetlerimizin yıpranmasıdır. Bu çeşit musibetler hakkında “Bu da geçer ya hu!” denilmez. “Canını sıkma, olur böyle şeyler.” şeklinde bir teselli kurgulanamaz. Bunlar, ebedî saadetimizi tehdit eden, kırmızı alarmlı gelişmelerdir.

Yaşama tutunma derdini tek iş olarak görenlerin de sadece dünya saadetini hedefleyenlerin de (maneviyatı bir kenara bıraktıklarında) eninde sonunda yaşam bunalımına düşmeleri kaçınılmazdır.

Fahreddin Razi:

“Felak suresinde kendisine sığınılan Allah Teâlâ, tek bir sıfatla anılmıştır. O da, Rabbu’l-felak, yani sabahın Rabbidir. Orada kendisinden Allah’a sığınılan şeylerse üç çeşit bela­dır. Onlar da gâsık (gece), neffâsât (düğümlere üfleyen kadınlar) ve hasetçinin şerridir.

Ama Nâs suresinde sığınılan Allah Teâlâ bir değil, üç sıfatla zikredilmiştir: Rab, Melik ve İlah… Sığınılan şey ise tek bir şeydir, vesvese…

Bu iki sure arasındaki bir başka fark da şudur:

Felak suresinde istenen şey, bedenin ve canın selametidir.

Nâs suresinde elde edilmek istenen şey ise dinin selametidir. Bu, az bile olsa dine yönelik zararların büyük bile olsa dünya zararlarından daha büyük olduğuna bir işarettir.” (Tefsîru’l-kebîr)

İmam Gazzalî:

“İnsan malını az görür ama amelini az görmez. Dinine gelen musibeti önemsemez fakat dünyasına gelen musibete üzülür.” (Kalplerin Keşfi)

İmam Gazzalî:

“Cüzzamlı ve âmâ bir kişi Allah’ı zikrediyor, ‘Pek çok kulunu müptela kıldığı hastalıktan bana afiyet veren Allah’a hamdolsun!’ diye dua ediyordu. Biri, ona başındaki musibetlerin az mı olduğunu sordu. O, şöyle cevap verdi: ‘En büyük musibet Allah’ı inkârdır. Allah Teâlâ bana bu musibetten afiyet vermiştir. Kendisi­ne şükretmek için bundan daha büyük bir nimet düşünemiyorum.’” (Kalplerin Keşfi)

Muzaffer Ozak:

“Aliyyül-Nesefi, merkebini kaybetmişti. Arama­ya çıktı. Yolda bir kâfir ile karşılaştı. Derhâl geri dönerek secdeye ka­pandı. Secdede “İlâhî… Ben eşeğimi, bu kâfir ise imanını kaybetmiş.

Onun musibeti benimkinden çok daha büyüktür. Sana hamd-ü sena ederim              ki benim musibetimi onunki gibi kılmamışsın. Ben birkaç liralık eşeğimi kaybedince onu aramaya               çıktım. O dünya ve içindekilerden daha kıymetli olan dinini kaybettiği hâlde arayıp bulmakta gaflet ediyor… Yâ Rab! Benim de dinimi ve imanımı kaybettirme. Zira asıl büyük musibet bunları kaybetmektir.” (İrşad) (Üstadın Tesellisi-Mecit Ömür Öztürk-Folıant Yayınları)

DÜNYA SEVGİSİ VE İMAN

ŞEYTANA, İMAN İNCİSİNİ KAPTIRMA!

  • Canın bedenden ayrılışı sırasında şeytan, iman incisine tellâl kesilir!
  • Ahmak; imanını, o dar zamanda acele bir ibrik suya satar!
  • Hâlbuki o görünen, su ibriği değildir; bir hayâldir! Şeytanın maksadı, su vermek değildir; kişiyi imanından etmektir!
  • Sen; şimdi sağlam iken, sağlığın ve neşen yerinde iken, zayıf düşmemişken bile, birçok gerçek, değerli şeyleri, hakikatleri, dini, imanı bir hayâl için, şu dünya zevkleri için verip duruyorsun!
  • Çocuk gibi, her an, iman mâdenindeki kıymetli inciyi satıyor, yerine ceviz alıyorsun!
  • O sıkışık zamanda, o ölüm döşeğinde, o ecel gününün hastalığında hâlin böyle olursa, bu hâl görülmemiş, şaşılacak bir değildir!
  • Hayâlinde bir sûret, bir şekil belirmiştir; sen, onu gerçek sanıp beğenmişsin! Hâlbuki, bu cevize benzeyen hayâlin içi boştur, çürümüştür!
  • Dünya malı insana önce parlak görülür, sonra yok olmaya mahkûmdur!
  • Bu dünya hayatının sonunu önceden görebilseydin, onun sonradan seni üzecek aldanışına kapılmazdın, ondan kurtulurdun!
  • Ey hakikati arayan kişi! Dünya; içi kof, çürümüş bir ceviz gibidir! Onu pek denemeye, imtihana kalkışma; onu uzaktan seyret!
  • Kâinatın en büyüğünün ve bütün varlıkların en iyisinin, yâni Peygamber Efendimiz’in mübârek gözü, dünyanın sonunu çok iyi görmüş de; “Dünya bir leştir; ancak köpekler ona isteklidir!” diye buyurmuştu. (Mesnevi Tercümesi-Hz. Mevlana-Şefik Can-6.Cilt-Ötüken Yayınları)

Videolar: