Kâinat Kitabını Okumak
Size kâinat kitabından bahsedecektim. Kâinat kitabı cilt cilttir. Feza, hava, toprak, su, insanlar, hayvanlar… Meselâ bitkiler bir cilt, kayısılar bir fasikül, hücreler harf, meyveler de nokta. Allah’ın kudretine bakınız ki, kayısı denilen fasikülü, çekirdek denilen noktanın içinde tekrar yazmış.
Kâinat kitabını okumaya alışırsak, para vermeden zahmet çekmeden, her zaman ve her yerde onu okur, ilmimizi ve ibadetimizi artırırız.
Şimdi kâinat kitabından İnsan cildini okuyalım:
Yeni nikâhlanan bir çifti evimize davet edelim. Onlara diyelim ki bir uygulama yapacağız, bunun için iki ay müddetle sadece ekmek yiyiniz, su içiniz. Başka bir şey yiyip içmeyiniz. Bu karı, koca da ricamızı kabul etseler, ekmek yiyip su içseler…
Bir de bakıyoruz ki karı kocanın saçları ve tırnakları uzuyor… demek ki ölü ekmek, karı kocanın saçlarını ve tırnaklarını uzatıyor… Demek ki ölü ekmek, karı kocanın vücudunda dirilmiş saç olmuş, tırnak olmuş.
Evet, ekmek ölüdür. Çünkü buğdayı biçerek öldürdüler. Bu yetmiyormuş gibi öğüttüler. Sonra hamur yapıp, pişirdiler. Bir de ekmeği kestik, çiğnedik. Böylece defalarca ölen ekmek midemize girip dirildi. Dirildi ki biz, canlı canlı geziyoruz. Çünkü hiç ekmek yemeseydik, ölecektik.
Dikkat ederseniz yediğimiz gıdaların hepsi ölüdür. Ölü gıdaları, midemizde dirilten Allah, biz öldükten sonra, bizi de diriltecektir. Her gün sabah, öğle ve akşam midemizde haşir ve neşir olurken… Her gün midemizdeki ölüler dirilirken, biz ölünce neden dirilmeyelim?
Bir de bakıyoruz ki genç evlilerin bir çocuğu olmuş. Çocuk neden oldu? Ekmekten.
Ekmek neden oldu? Topraktan…
Öyle ya biz toprağa bir buğday tanesi dikiyoruz, başakta yirmi buğday sayıyoruz. Demek ki Allah, topraktan buğday yaratıyor. Hiç kimse buğday yapamaz. İnsanların yapamadığı buğdayı toprak da yapamaz.
Toprak denilen bir şeyden her şeyi yaratan Allah’tır.
Allah, topraktan buğday yaratıyor. Biz de buğdaydan ekmek yapıyoruz. Ve ekmek karı kocanın vücuduna giriyor, çocuk oluyor. Demek ki insanın asıl maddesi topraktır. Yani toprak bir iki değişiklik ile çocuğa dönüştürülüyor.
Hayvanlarda bu iş daha açık görülür. Hayvanlar ot otluyor. Bu ottan et, kan, süt ve dana oluyor. Ot da topraktan olduğuna göre, demek topraktan dana da yapılıyor.
Bazı kimseler diyor ki, Âdem aleyhisselam nasıl olur da topraktan yaratılmış. Hâlbuki kendisi de topraktan yaratılmış haberi yok. Hepimiz, her zaman topraktan yaratılıyoruz. Yediğimiz şeylerin hepsinin aslı topraktır.
Şu anda, topraktan insan yaratılsın, fakat insan ölüp toprağa konulunca diriltilmesin, olur mu?
Nasıl ki tohumlar ve çekirdekler birer cenaze gibi toprağa girip diriliyor, aynı şekilde, bir tohum veya bir çekirdek gibi toprağa giren insan cenazesi de dirilecektir, ahirette hayatına devam edecektir.
Ekmekten, topraktan olan doğacak olan çocukla mümkün olsa, doğmadan önce konuşsak:
– Ey çocuk, dünyaya gel, burada hava var, su var, çiçek var, elma var…
Çocuk da bize sorar:
– Hava ne, su ne? Çiçek ve elma nasıl bir şey?
Biz; havayı, suyu… Elmayı, çiçeği çocuğa anlatamayız. Nasıl ki anne rahminde olan çocuğa dünyayı anlatamıyorsak; dünyadaki insana da ahireti anlatmak zor.
Ahireti anlatmak şöyle dursun, çiçekleri, tohumları anlatamıyoruz. Gözümüzün önünde! Kayısı çekirdeğindeki kayısıyı görebiliyor muyuz? Yumurtayı haşlayıp, soyun. Dilediğiniz gibi kesin. Tavuğu görebildiniz mi? Çekirdeklere, tohumlara bitkileri yerleştiren Allah, ahireti de yaratmıştır.
Biz, ruhlar âleminde öldük, annemizin vücudunda dirildik. Sonra annemizin vücudunda öldük, dünyada dirildik. Allah hepinize uzun ömürler versin, şimdi dünyada ölecek ahirette dirileceğiz. Ölüm, hal değiştirmektir. Ağaç ölüyor, çekirdek oluyor. Çekirdek ölüyor, ağaç oluyor.
Dikkat ediniz!
Evet dikkat ediniz. Diyelim ki elimizde bir tavuk yumurtası var. Yumurtanın içinde bir tavuk var. Tavuk bir başka âleme geçmiş…
Çocuğun yaratılışını düşünün. Benim böbreklerim nerede ise, çocuklarımın böbreği de aynı yerde olacak. Bu, tabiatın ve tesadüfün işi olamaz. Böbreklerin yeri, şekli, vazifesi birdir. Bu birlik ve benzerlik, yaratıcının tek olduğuna işarettir.
Kâinat kitabının insan bölümü çok sanatkârane yazılmış. Her bir organımız, bir başka âlem!
Nasıl ki İstanbul’da su şebekesi yapılmış. Borular döşenmiş, gölden veya barajdan su alınıp, evlere dağıtılmış. Aynı şekilde etten damarlar yapılmış. Bunlar vücudumuza döşenmiş. Kan, kalpten alınıp, vücudumuzda dolaştırılıyor, sonra kirlenen kan tekrar kalbe dönüyor. Kalpte kirli kanla temiz kan birbirine karışmıyor. Bunlar tesadüfen veya kendi kendine olamaz.
Kan yapamayan insanlar, kanı yaratan, kana hayati özellikler veren ve bize sıhhat bahşeden Allah’a inanmak ve itaat etmek zorundalar.
Yaptığı icatlarla, sahip olduğu ilim ve sanatla övünen insan, kendisine verilen beynin değerini ve vazifesini bilmelidir. Allah, insanlara insan beyni değil de koyun beyni verseydi, bu medeniyet olur muydu?
Medeniyet beynimizin, beynimiz de Allah’ın eseridir. Öyle ise medeniyet de Allah’ın lütfudur. Bu medeniyeti insanlığın, dolayısı ile İslamiyet’in aleyhine kullanmak nankörlüktür.
Beynimizin tek vazifesi vardır: İslamiyet’i öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır. Dünya ve ahiret saadeti bu cümlenin içindedir.
Milyonlarca lira kıymetinde gözlerimiz, beynimiz, ciğerlerimiz altmış veya seksen sene için verilmemiştir. Organlarımızın kıymeti gösteriyor ki, biz ebede namzediz. Nasıl ki kıymetli şeyler müzelerde muhafaza ediliyorsa, insanın kıymetli organları da ebediyet müzesinde muhafaza edilecektir. Bunlar da cennet ve cehennemdir.
Gözü yaratan, gözün gördüğünü görmez mi? Ağzı yaratan, yediğimizi, içtiğimizi bilmez mi? Sözlerimizi duymaz mı? Bunların hesabını sormaz mı?
Ağacın her halini, her şeyini bir çekirdeğin içine yerleştiren Allah; insanın her sözünü, her işini ve her halini amel defterine yerleştiremez mi?
Ufacık hafızamıza ciltler dolusu bilgiyi Yerleştiren, amel defterini yaratamaz mı?
Bu sırrı anlayan insan, kendi vücudunu cami yapmalıdır. Nasıl ki camilere içki, oyun sokulmuyorsa, Müslümanın vücudu da camiler kadar temiz olmalı, günah pisliklerinden uzak kalmalıdır.
Alışmışız güneşin doğup batmasına. İlgimizi dikkatimizi çekmez. Bu müthiş denge bir gün bozulsun da görün dünyanın halini. Gözümüz hiçbir şey görmez o zaman. İç ve dış âlemler Allak bullak olur.
Ezanı duyunca “Allah var” diyoruz da parmağımız oynayınca niye “Allah var” demiyoruz? O istemese, yerimizden kıpırdayabilir miyiz? (Hekimoğlu İsmail)
Videolar:
*(Bizi Seven Var 74. Video “Piyade-Kâinat Kitabını Okumak-Yolyordam 5 Dk” 9.Sınıf 18.Ders)
*(Bizi Seven Var 74. Video “Hayret ki Hayret!-Oku-Tefekkür-Yolyordam 4 Dk” 9.Sınıf 18.Ders)
