“DOĞACILIK” VE DOĞA YARATICI OLABİLİR Mİ?
MANTIĞIN temel kanunları ışığında düşünen akıl diyor ki, her eserin bir ustası vardır. Hiçbir eser kendi kendini yapamaz. Kitap yazarını, masa marangozunu, resim de ressamını gösterir. Ustayı, eserin içinde aramak ise, boşuna gayret…
Bir yazı okuduğumuzda, “Bu harfler mürekkeple yazılmış. Mürekkebin doğasında yazı olma özelliği var” diyerek, yazarı inkâr edebilir miyiz?
Tablodaki resme hayran olup, “Resim olmak boyaların doğasındandır. Bu eserin ressamı yok” diyebilir miyiz?
“Bina kumun, çakılın, demirin, tahtanın doğası gereği var olmuştur. Mimarı yoktur” diyene kim inanır? Ya da, o binanın planını görüp, “İşte mimar budur!” diyerek kimi aldatabiliriz?
Evrenin kendisi de, içindeki her bir varlık da görkemli bir binaya, bir resme, bir kitaba benziyor. “Bunların yaratılması nesnelerin doğası gereğidir” diyene ne demeli bilmem… Binanın yapılması için, plan yapan, yapı kuran bir mimar gerek… Evrendeki eserlerin de ölçülü, düzenli, uyumlu yaratılması için bir usta olmalı… Bilen, seçen, gücü yeten bir usta…
Dünya sergisindeki her varlık da sanatlı birer eser. İnsan gücünü aşan bir bilim, sanat, estetikle yapılmış, yaratılmış… Ölçü, düzen, güzellik gibi dilleriyle sanatkârını bildiriyor. Bu sesi kim susturabilir!
Kâinat, yaratılanların bütünü… Demek kendisi de yaratılmış… Doğa ise evrendekilerin toplamı. Daha net bir anlatımla, bir bakıma evrenin ikinci adıdır doğa… Öyle olunca, “evreni de, içindekileri de doğa yarattı” demekle, “evren kendi kendini yarattı” demenin farkı yok…
BİR MÜHENDİS DÜŞÜN… Mükemmel bir plan hazırladı, sonra onu uygulayıp uzaktan kumandayla çalışan bir fabrika yaptı. O harika fabrikaya bilimden, teknikten, sanattan pay almamış yabani bir adam girdi… Baktı ki, makineler büyük bir düzenle çalışıyor. Çevresini araştırdı, mühendisi göremedi. “Bu makineler kendi kendine kurulmuş. Çalıştıranı da yok” diye düşündü. Sonra duvarda asılı bir pano gördü. Oraya karmaşık bazı rakamlar yazılmış karışık çizgiler çizilmişti. “İşte fabrikayı kuran, makineleri çalıştıran bunlardır” dedi…
YASALAR SOYUTTUR, birer addan ibarettirler… Uygulayıcı biri olmadıkça, herhangi bir etkileri olamaz. Suçluyu yakalayıp gereken cezayı veren bir yasa nerde görülmüş? Bir ülkenin yasaları bulunsa, ama uygulayıcı hâkimleri olmasa, o yasalar neye yarar…
Şu evren de büyük bir ülke. Onu yaratan yaratıcı, yasalar da koymuş. Bilerek uyguluyor yasalarını… Evren bu yüzden düzenli, onun içindeki her şey yerli yerinde…
Doğa düşüncesine kapılanların konuyu derinliğine düşündüğünü sanmıyorum. Sığ bir düşünce imkânsızı mümkün gösterebilir. Yoksa konuyu akıl terazisiyle tartan herkes, tabiatın yaratıcı değil, eser olduğunu bilir. Allah’ın süslü bir eseri olan doğayı yaratıcı sanmak, tek kelimeyle ilkelliktir. Bunların, kendilerine “ilerici” ve “çağdaş” demeleri gerçeği değiştirmez.
“Kara” olana “ak” demekle ak olmaz ki kara!
TABİATPEREST BİR AİLENİN ÇOCUĞUNUN ARAYIŞI VE HAZİN SONU
18. asırda Fransa’da tabiatçılık (natürizm), cereyanı çok kuvvetliydi, adeta bir din haline gelmişti. Natürist bir aile, Victor isimli çocuğuna bu ideolojiyi aşılamaya çalışır. Fakat çocuk sık sık, ilk canlı nereden geldi, diye sorar. Tavuk yumurtadan yumurta tavuktan çıkabilir. Peki, ilk yumurta nerden geldi? İlk canlı nereden geldi? Tabiattan diye cevap verirler fakat çocuk ikna olmaz. Tabiat, su, hava, güneş ve topraktır. Bunlar kendiliğinden bir canlı yaratamazlar. Toprağa da suya da bir canlı bırakmak gerekiyor ki, o üresin. Bu mücadele devam ederken genç, çalışma odasında intihar eder. Odasına giren anne, baba ve ilgililer, masanın üzerinde bir silahla bir kâğıt görürler. Kâğıtta, “Dostlarım, ilk canlıyı yaratanı aramaya gidiyorum. Elveda…” yazmaktadır. Yaratan ona öğretilmediği için çektiği sancı böyle bir sonuç verir.
Videolar:
*(Bizi Seven Var 43. Video “Takdir-Planlı Yaratılış-Yolyordam 4 Dk” 9.Sınıf 11.Ders)
*(Bizi Seven Var 43. Video “Tesadüf Kabul Edilemez-Feyyaz Tv 3 Dk” 9.Sınıf 11.Ders)
