Featured Video Play Icon

Bizi Seven Var 47. “Sebepler Aciz” 8.Sınıf 8.Ders

SEBEPLER ACİZ

Bazıları Allah yerine sebepleri yaratıcı kabul etmekten çekinmiyor, “Meyveyi ağaçtan, ağacı topraktan istemeli” diye Allah’ı inkâr yoluna girebiliyorlar.

Sebeplere sarılmak gerektiği doğru, ama sonucu Allah yerine sebeplerden beklemek kadar yanlış bir şey yoktur. İlme, mantığa, dine ters düşer bu.

Neden mi?

Bir bina yapmaya kalksak taşını, tuğlasını, demirini, çimentosunu hazırlarız. Hepsinden önemlisi bir plân çizip binayı yapacak bir mühendis ve ustaya ihtiyaç duyarız. Hiç bir bina plânsız, ustasız bir yer sarsıntısıyla veya taşın, demirin, kirecin, çimentonun kendiliğinden harekete geçip belli ölçülerde bir araya gelmeleriyle vücut bulmaz.

Burada demir, çimento, kum, tuğla gibi malzemeler birer sebeptir. Âciz ve şuursuz olan bu sebeplerin, mimar ve usta olmazsa, hiçbir zaman kendiliklerinden toplanıp da binayı yapmaları mümkün değildir.

Sebeplerin âcizliğini şöyle bir örnekle de açıklayabiliriz.

Diyelim ki misafirliğe gittik. Bize bir bardakla çay ikram edildi. Çay, bardak ve tepsi gibi sebeplerle bize geldi. Ama biz hiçbir zaman “Çay, bardak ve tepsiyle geldi” deyip teşekkürümüzü bardağa ve tepsiye yapmayız. Evet, teşekkürlerimizi bardağa, tabağa, tepsiye değil, o sebepler aracılığıyla bize çayı ikram eden zâta yapıyoruz. Her biri birer bardağı andıran bitki, hayvan gibi yaratıklarla bize çeşit çeşit ikramlarda bulunan Allah’ı görmemek, şükranlarımızı Ona yöneltmemek en az tepsiye, fincana teşekkür etmek kadar gülünç bir harekettir.

Balın arıyla, tavuğun yumurtayla, meyvenin ağaçla gönderilişi, bizzat o şuursuz yaratıkların bizi tanıyıp bize merhamet etmesiyle değil, bizi tanıyıp seven, şefkat eden yüce Rabbimizin o vasıtalarla göndermesi yüzündendir. Bunlar birer tevziat memuru gibi aracıdırlar. Nasıl postacı mektubun muhtevasını bilmez, sadece ulaştırır. Ancak o mektubu yazan bilir.

İlâçların hazırlandığı bir kimya laboratuvarına gittiğimizi farz edelim. Herhalde çeşitli maddelerle dolu yüzlerce kavanozla karşılaşırız. Bunlar yüzlerce çeşit ilâcın hammaddeleridir. Her birinden farklı oranlarda alınıp değişik değişik ilâçlar yapılmaktadır. İşler öylesine ince, hassas ölçüler çerçevesinde yürütülmektedir ki, birisinden biraz az veya fazla alınmış olsa ilâç özelliğini gösteremeyecek, yan tesirleri artacak veya zehire dönüşecektir. Bütün bunlar bize çok maharetli bir kimyagerin varlığını gündüz gibi apaçık bir şekilde gösterir.

O kimyagerin varlığını kabul etmeyip de ilâçların fırtınaların esmesi sonucu kavanozların devrilmesi ile meydana geldiğini söylesek, delileri dahi inandıramayız.

Tabiatta gördüğümüz her bir bitki, her bir hayvan ve her bir insan da mükemmel ve canlı bir ilâca benzer. Belli miktarlarda elementler alınmış ve o canlı vücutları meydana getirilmiştir. Elementlerden bir tanesinin veya birkaç tanesinin eksiklik veya fazlalığı o canlının hayatına malolabilecek özelliktedir. İlâçların kimyagersiz kendiliklerinden meydana geldiğini söyleyemeyen kimse, şu kâinat laboratuvarında her biri birer ilâcı andıran yüz binlerce canlıyı elbette ki sebeplere veremez.

Mâdem ki sebeplerin yaratmada hiçbir tesiri yoktur, öyleyse niçin yaratılmışlardır? Yaratılış hikmetleri nelerdir?

Çağımızın büyük âlimi Bedîüzzaman Hazretleri bunu gâyet veciz bir şekilde iki cümlede özetlemiş:

“İzzet ve azamet ister ki esbab perdedar-ı Dest-i Kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikiden.”

Cenab-ı Hak izzet ve büyüklüğü gereği sebepleri bir perde olarak yaratmıştır. Nasıl büyük bir zât, bir kimseye bir hediye gönderecek olsa, ya bir hizmetçisiyle, ya da postayla gönderir. Bu onun büyüklüğü ve izzetinin gereğidir. Allah da büyüklüğü gereği sebepleri yaratmıştır.

Sebepler özel kalem müdürü gibi Allah’ın sonsuz kudretinin dellallarıdırlar.

Sebeplerin birçok yaratılış hikmetleri vardır. Sebepler Allah’ın sanat eserlerinin birer ambalajı, birer örtüsüdürler. Allah’ın mesajlarla dolu mektuplarını bizlere ulaştıran birer zarftırlar. Yine Allah’ın biz misafirlerine ikram ettiği hediye ve ihsanlarının birer tablacısıdırlar.

Sebeplerin yaratılmasının bir hikmeti de isyan ve şikâyetlerin Allah’a değil, sebeplere yöneltilmesi içindir. Bir zaman Azrail Aleyhisselâm, “Ey Rabbim, ben kullarının canını alacağım. Kulların ise benden şikâyet edecekler” dediğinde Cenab-ı Hak, “Üzülme sen. Ben seninle onlar arasına hastalıkları, musibetleri perde olarak koyacağım. Şikâyetlerini sana değil, o sebeplere yöneltecekler” buyurmuştur. Aslında Azrail Aleyhisselâm da bir sebeptir. Canları alan ise Allah’tır. Ama şikâyetler Kendine gelmesin diye sebepleri yaratmıştır.

Sebeplerin diğer bir yaratılış hikmeti de dünyanın bir imtihan meydanı olmasıdır. Cenab-ı Hak isteseydi çölde kalmış İsrail Oğullarına gökten kudret helvasıyla bıldırcın kuşunu gönderdiği gibi bize de gökten buğday ve meyve yağdırabilirdi. Ama genel kanunu böyle değil. Ekin yetiştirebilmek için tohumu toprağa saçmamız, ağaç yetiştirmek için çekirdeği toprağa atmamız veya fidan alıp dikmemiz gerekiyor. Böylece Rabbimiz hem bizi tembellikten kurtarmış oluyor, hem elde ettiklerimizin değerini, emek zevkini yaşatmak istiyor, hem de kim Kendisini tanıyacak, tanımayacak diye kullarını denemiş oluyor.

Videolar:

*(Bizi Seven Var 47. Video “Sebeplerin Mahiyeti-Nur Penceresi 4 Dk” 8.Sınıf 8.Ders)

*(Bizi Seven Var 47. Video “Sofra-Kendi Kendine Ve Tesadüfen Kurulmuş Olamaz-Yolyordam 3 Dk” 8.Sınıf 8.Ders)

*(Bizi Seven Var 47. Video “Her Şey Tabiatı Gereği mi Oluyor-Hülasa 3 Dk” 8.Sınıf 8.Ders)