Featured Video Play Icon

Bizi Seven Var 107. “Güneş-Varlık O’nu Seslendiriyor” 8.Sınıf 21.Ders

GÜNEŞ

Güneşimiz bize en yakın yıldızdır. Beş kuruş ücret beklemek­sizin cömertçe hergün hergün ışık saçıp durur. Öylesine harika özelliklere sahiptir ki alışkanlık belâsı onun bu özelliklerini göre­mez hale geliriz. Dolmabahçe Sarayındaki, Kocatepe Camiindeki tonlarca ağırlığındaki koca âvize birçoğumuzun dikkatini, hayran­lığını çektiği halde, her nedense, muhteşem bir âvize gibi tepemiz­de asılı duran güneş, fazla alâkamızı çekmez. Çünkü ünsiyet ka­zanmışız. Bu perdeyi biraz yırtmaya kalktığımızda hayret verici neler görmüyor, öğrenmiyoruz ki?

Güneş Dünyamızdan 1 milyon 300 bin defa daha büyüktür. Işı­ğı-ki saniyede 300 bin km yol alır-bize 8 dakikada ancak gelir. Güneşimizin içinde 20 milyon, yüzeyinde ise 6000 derece sıcaklık bulunur. Eğer merkezinden iğne başı büyüklüğünde bir madde dünyamıza getirilebilseydi 160 km uzaklıktaki bir insanı öldüreblirdi. Dünyamıza ancak milyonda biri gelen güneş enerjisini eğer 15 dakika kadar depolama imkânımız olsaydı bir yıl boyunca insanların ihtiyaç duyabilecekleri bütün enerjiyi karşılamış olurduk. Güneş o kadar çok enerji sarf eder ki bir saniyede sarf ettiği enerji ilk insandan bu yana bütün insanların kullandığı enerjiden daha fazladır.

VARLIK O’NU SESLENDİRİYOR

Kara toprağın altında kendine yollar açıp yuva yapan minik karıncadan toprağın üstünde meleşen kuzuya, gökyüzünde Özgürce kanat açıp süzülen kartaldan daha öte âlemlerde ki galaksilere kadar bütün varlık lisan-ı halleriyle O’nu gösteriyor. O’na işaret ediyor, “Bizler O’nun ayetleriyiz.” diyorlar. Çünkü bütün varlık O’nun sayesinde bir anlam kazanıp değer buluyor.

Bundan dolayı insanlık tarihinde iz bırakan mütefekkirler edipler. Hak dostları hep O’nu seslendiriyor, O’nun varlığına birliğine işaret ediyor.

İşte 20. yüzyıl roman anlayışı üzerine derin ve evrensel bir tesir bırakan büyük Rus romancısı Dostoyevski:

“Yıldızlı, sakin, ılık bir temmuz gecesiydi. Geniş ırmaktan yükselen sis serinletiyordu bizi. Gecenin sessizliğinde bir balık, hafif bir şırıltıyla sudan dışarı atlıyor, gene derine dalıyordu. O delikanlı ile ben, olurmuş. Allah’ın dünyasının güzelliğinden yüce sırrından söz ediyorduk. Bütün otlar, böcekler, karıncalar, arılar, akılları olmadığı halde, insanı şaşırtacak bir mükemmellikle yollarını biliyorlardı. İlahî sırrın en yüce deliliy­di bu.”

Bediüzzaman Hazretleri:

“Bir bahar mevsiminde, garibâne, mütefekkirâne, seya­hate gidiyordum. Bir tepeciğin eteğinden geçerken parlak bir sarıçiçek nazarıma ilişti. Eskiden vatanımda ve sair memleketlerde gördüğüm o cins sarıçiçeği hatırıma getirdi. Şöyle bir mânâ ile kalbe geldi ki:

Bu çiçek kimin turası, kimin mührü ve kimin nakşı ise, elbette bütün yeryüzündeki o nev’i çiçekler onun mühürleridir.

Şu mühür tahayyülünden şöyle bir tasavvur geldi ki, nasıl bir mühür ile mühürlenmiş bir mektupta, o mühür, o mek­tubun sahibini gösterir. Öyle de şu manidar nebatat satırları ile yazılan şu tepecik de, bu çiçeği Yaratan’ın mektubudur.

Hem şu tepecik de bir mühürdür. Şu sahra ve ova Rahmani bir mektup şeklini aldı.”

İşte evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle dünya edebiyatının en etkili ve en büyük yazarlarından biri olan John Wolgan von Goethe:

“Biz hem kendi ruhumuzda hem de tabiatta Allah’ın varlığını seziyoruz. Künhünü bilmememizin ne ehemmiyeti var? Evet! mâhiyet-i ulûhiyete dair ne biliyoruz. Allah hakkındaki sınırlı ve dar sezimiz kati olarak ne ifade eder? O’nu yüzlerce İsim ve bir sürü sıfatlarla yâd etsem de yine hakikatin pek çok aşağısında olacağız! Mademki ulûhiyet dediğimiz yüce varlık, yalnız insanda değil, âlemin büyük küçük bilcümle hâdiselerinde, tabiatın zengin ve kudretli sinesinde her suretle tecelli etmektedir. Böyle bir Zât-ı Ekmel hakkında beşerî vasıflara göre edinebileceğimiz fikir kâfi ve ihatalı olabilir mi?”

İşte büyük aşk ustası, gönüller sultanı Mevlana Celaled-din-i Rumî Hazretleri:

“Mademki değirmen taşının hareketini görüyorsun. Da­ha dikkatli bak da onu harekete geçiren derenin suyunu da gör! Toprağı, tozu havada gördün. Onları havaya kaldıran rüzgâra da baki Fikir çömleğini kaynar görmedesin. Onu kay­natan ateşe de basiretle nazar eyle!

Şu köşkleri, sarayları ve nice haneleri bir yapanın olması mı mâkuldür, yoksa olmaması mı, ey akılsız! Şu gördüğün yazıyı yazan bir kâtibin olması mı mâkuldür, yoksa duvarları süsleyen ve sayfaları satır satır dolduran yazılar kâtipsiz midir? Ey oğul!

Ey kişi! Bu âlemden kendi kendine meydana gelen bir şey gösterebilir misin? Kendi kendine çimlenip büyüyen bir bitkiyi toprağından ayır da gör bakalım kendi kendine mi bitmiş!.

Videolar:

*(Bizi Seven Var 107. Video “Kâinattaki Bu Düzeni Kuran Kim-Feyyaz Tv 4 Dk” 8.Sınıf 21.Ders)

*(Bizi Seven Var 107. Video “Hızlı ve Güvenli-Feyyaz Tv 3 Dk” 8.Sınıf 21.Ders)

*(Bizi Seven Var 107. Video “Güneş İnsana Sesleniyor-Feyyaz Tv 7 Dk” 8.Sınıf 21.Ders)

*(Bizi Seven Var 107. Video “Kuran’ı Kerim’de Dünya Yuvarlak mı, Düz mü-Hasenat 8 Dk” 8.Sınıf 21.Ders)