MANTIK MI DEDİN, İŞTE
İnsan hep mantıklı olmak ister. Bilerek mantıksızlık yapmamaya çalışır. Ne var ki, İslâm mantığından habersiz olanların mantıklı işi yoktur ve olamaz da!. Akıl nimetine sahip olmalarından ötürü bazen mantıktan kırıntılar sezilebilir.
Ustasız bir bina düşünemezsiniz.
Bir okul binasını görünce, mühendis ve ustasını takdirle değerlendirmelere başlarsınız. Hiçbir zaman bu binanın malzemelerinin, çimento, demir, taş, tuğla vb. şeylerin beklemekten usanıp, ustasız böyle bir bina olmak için kendi aralarında karar verdiklerini düşünmezsiniz. Bunu, kendi düşüncenize bir hakaret kabul edersiniz.
“Bu bina, ustasız ve mühendissiz, olamaz!”
Ustasını, yaparken görmemiş olsanız da, tanımıyor olsanız da, bu gerçeği kabul etmeniz İşinize gelmese de, bu gerçek tartışılmaz bir gerçek. Bu binaya milyonların veya milyarların döküldüğünü bilirsiniz. Bu binaya; milyarlar, harcandıktan sonra, boş bırakılır değerlendirilmezse, milyarlar boşa gitmiş, zayi edilmiş olur.
Bu bir gerçek…
Bu binayı okul yapmak için ne lazımsa yapıldı. Sıralar, masalar, yazı tahtaları, tebeşir dahi kondu. Eğer talebelerin kaydı yapılmaz, sınıflara oturtulmaz, boş bırakılırsa bu masraflar da boşa gider.
Buda bir gerçek…
Talebeler sınıflara yerleştirildi. Sınıflar, belirli sayılarla düzenlendi. Ve öğrenciler Öğretmen bekliyorlar. Ancak, öğretmen tayini yapılmadı. Bu durumda, Öğrencilere yapılan bütün masraflar da boşa gider.
Bu da bir gerçek…
Öğretmenlerin tayini yapıldı. Öğretime başlandı. Hareketler, kaynaşmalar, gitmeler gelmeler, gayretler, yorulmalar, terlemeler, korkular, sancılar, yeni yeni masraflar gırla gidiyor… Ne var ki, çalışanlar da var, çalışmayanlar da haylazlık yapan da var, öğretmenin anlattığını dikkatle dinleyip sabahlara kadar dersine çalışan da. Arkadaşlarının, öğretmeninin huzurunu kaçıran, kırıp-döken de var; ahlaklı, itaatkâr ve dürüstler de var. Okulla alay edercesine davranan da, okulun varlığını büyük bir nimet bilen de var.
Bütün bunlara rağmen, yılsonu geldi ama ne karne var, ne diploma! Ne geçen var ne de kalan Ne takdirname ve ne de tasdikname!…
Bu durumda, öğretmenlere yapılan masraflar da, öğretmen ve öğrencilerin bütün çaba ve yorgunlukları da boşa gitmiş olmaz mı?
Elbette buda bir gerçek…
Bütün bu varlığı, insan olarak akıllıca seyrediyoruz. Bir damla su, bir avuç çamur, küçük bir çekirdek; harika hayatlar, harika sanatlar, sayısız nimetler… Yıldızlar, galaksiler, yananlar, yanmayanlar, dönenler, muhteşem sistemler ve muhkem güneş sistemimiz… Geceler, gündüzler, baharlar, yazlar. Posta posta, dalga-dalga şifa ve gıda dolu yiyecekler. Kuzulardan balıklara… Şeftaliden narlara…
Anlıyor, değerlendiriyor ve aklımızın gözüyle görüyoruz ki bu âlemin sahibi, ustası ve yaratıcısı Allah’tır. Bu âlem O’nsuz düşünülemez. Ustasız bir harf bile düşünülebilir mi? Bu âlemin ustasını inkâr etmek isteyenler bile inkâr edememişlerdir. İnkâr için zorlananlar bile görmüşlerdir ki, inkâr için kullandıkları ifadeler bile Allah (cc)’ın varlığını ve büyüklüğünü ilan ediyor.
Bu âlem ustasız olamaz…
Allah (cc) bu âlemi, böyle özel sofralarla, debdebeli bir şekilde hazırladıktan sonra, şeref misafiri olarak kabul ettiği insanı dünyaya davet edip onunla dünyayı doldurmazsa, bu âlem ve içinde mevcut bütün sofralar boşa gitmez mi? Evet…
Bu da bir gerçek… .
Cenâb-ı Hak, bu âlemi insanlarla doldurdu. Ancak, rehber ve önder olarak, -her sahada her gerçeği öğretici olarak peygamberler, elçiler göndermezse, dünyanın, insanlarla doldurulmasının ne kıymeti olur? O insanlar ki, peygamberler olmayınca kendi elleriyle yonttukları taşlara tapıyorlar!… Şu halde bu insanlık Peygambersiz olamaz…
Bu da bir gerçek…
Cenab-ı Hak, elçilerini, rehberlerini gönderdi. Ancak; inananlar, inanmayanlar var. İtaat edenler ve etmeyenler var. Saygılılar ve saygısızlar var. Rehberlerin yolunda gidenler de var gitmeyenler de. İyiler ve kötüler var. Allah’ın (cc) sevdiği, emrettiği işlerle ömür tüketenlere karşılık, isyan ve küfürle hayatını kirleterek tükenenler var. Hakk’a saygısından kalbi titreyen, gözyaşı dökenlerin yanında, Hakk’a saygısızlıktan sızdıranlar var. Hesap günü gelmez, iyilerle kötüler birbirinden ayıklanmaz ise, Peygamberlerin de, Kitapların da gönderilişinin ne değeri kalır? Bütün bunlar, manasız ve neticesiz kalmaz mı? Evet…
Bu da bir gerçek…
Öyle ise, dönüşü ve kaçışı olmayan bir hesaba, her şeyin akıyla karasının kesin hatlarıyla belli olacağı asıl hayata gidiyoruz… Oraya genel sevkiyat var… Biz de içindeyiz bu gerçeğin! Sende ve ben de…
Birbirinden ayrılamaz gerçekler:
Usta – Okul – Öğretmen – Talebe = Diploma Merasimi.
Allah(cc) – Dünya – Peygamber – İnsan = Hesap Günü.
***
ALLAH’IN VARLIĞI
Her şeyin, yeri ve değeri ayrı;
Sahne olacak, ışık olacak, dekor olacak, temsil olacak ki, aktör anlaşılsın;
Kalem olacak, kâğıt olacak, mektup olacak ki, kâtip anlaşılsın;
Hırsız olacak, gece olacak, ev olacak, kilit olacak ki, tedbir anlaşılsın.
İnsan olacak, Kitap olacak, Peygamber olacak, akıl olacak ki, “hesap” anlaşılsın.
Videolar:
*(Bizi Seven Var 50. Video “Kur’an Bana Yeter Peygambere Ne Gerek Var, dedi-Mehmet Yıldız 3 Dk” 8.Sınıf 9.Ders)
*(Bizi Seven Var 50. Video “Allah Neden Peygamber Göndermiştir-Sorularla İslamiyet 7 Dk” 8.Sınıf 9.Ders)
