SAYILI GÜNLER
YUMURTA-CİVCİV TEFEKKÜRÜ İLE ALLAH’IN ANLATILMASI
Şehir hayatını yaşamak zorunda kalan çocuklar, “Sayılı günler”ini tamamlayıp, yumurtadan çıkmak için kabuğunu gagalayan civcivlerin serüveninden ne kadar uzaktalar…
Yumurtaların kanatlandığını gören ben şimdiki nesillere göre şanslıydım. “Sayılı günlerin” sonuydu. Kuluçka devresini akıl almaz bir özveriyle tamamlayan “tavuk anne” heyecanla bekliyordu. Yumurtalarda bir kıpırtıdır başladı. Dünyaya kapılar açmak isteyen civcivler, kabuklarını gagalıyorlar. Anne yardıma hazır beklemekte…
Biraz yaklaşacak oldum, hışımla yürüdü üstüme. Çaresiz eski yerime saklandım. Sonunda küçücük delikler, bir görünüp bir kaybolan sarı gagalar… Ardından çatlaklar… Civcivlerin düşe kalka dünyaya adım atışları… Annenin hali görülecek şey. Dikkatle gözden geçiriyor yavrularını, tanımaya çalışıyor. Ayaklarını ilk defa kullanan, acemice yürümeye çalışan civcivlere güldüğümü hatırlıyorum.
Her çocuğun böyle bir olaya tanık olmasını ne çok isterdim. Ve düşünmelerini… Görmeyen, işitmeyen, ayaksız, başsız, kanatsız bir yumurtadan gören, işiten, yürüyen, koşan bir canlı çıkıyorsa, bu, düşündürmeli insanı.
Tavus kuşunun kanadını nakışlayan “nakkaş” kim?
Tavuğa “fistan”ını kim giydiriyor?
Bülbül, birbirinden güzel şarkılar bestelemeyi yumurtadan mı öğrendi?
Serçe, şefkati kimden aldı ve kartal, sevgiyi nereden buldu?
İnsan, hayalin sınırlarını zorlayan ilmine rağmen, hâlâ ne bir yumurta yapabiliyor, ne de bir kuş. Öyleyse ilimden, iradeden ve kudretten mahrum yumurta, civcivi nasıl yapıyor? Peki, her gün bir yumurta üreten “aptal tavuk” bizden daha mı akıllı?
“Doğa” masalıyla uyutulmak istenen çocuklarımızın da gerçeği bilmeye hakları var. Ne yumurtayı, ne de civcivi tanımayan doğanın, bir “eser” olduğunu, asla “usta” olamayacağını anlamalılar.
Çocuklarımız yumurtanın kanatlanıp kuş olduğunu “olay yerinde” göremiyorlarsa, sabah kahvaltısında önlerine konan bir yumurtayı alsınlar ellerine, dikkatle baksınlar. Kuştaki hayat mucizesini yumurtadan, yani kaynağından dinlesinler. Biz düşündük mü, yumurtanın da “hâl” diliyle konuşacağını, duyulmamış sözler söyleyeceğini öğretelim onlara.
Yumurtanın çatlamasıyla civciv nasıl dünyaya adım atıyorsa, dünyamızın parçalanmasıyla da bizim “âhiret yurdu”na geçeceğimize iyice inansınlar. Dünya da bir yumurtaya benzemiyor mu? “Sayılı günlerimiz tamamlanmadıkça biz de etrafımızı sımsıkı saran kabuğa mahkûm değil miyiz? Çocuklarımıza “kabuktan öze” geçmeyi öğretelim.
“Ölüleri dirilten, sonra öldüren ve ardından bir daha “diriltecek Olan”ı tanımak onların da hakkı.
Ne olur, çocuklar yumurtaların kanatlanıp kuş olduğunu göremeden, üstünde düşünemeden ve “yumurtaya can Veren”i bilemeden büyümesinler! (Ömer Sevinçgül)
Videolar:
