Featured Video Play Icon

Sevginde Huzur Var 28-Video “Ateşin Yakmadığı Âşık” Gençler Ve Büyükler 17.Ders

ATEŞİN YAKMADIĞI ÂŞIK

Yemende ortaya çıkan yalancı peygamber Esvedü’l-Ansî, o bölgede oturan müslüman salihlerden Ebu Müslim Havlânî’yi yanına çağırttı. Ona kendisini peygamber olarak kabul ettirmek istiyordu. Yanına gelince,

“Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin?” diye sordu. Ebu Müslim Havlânî (rah),

“Duymuyorum, kulağım sağır!” diye cevap verdi. Esved,

“Muhammed’in peygamber olduğuna şahitlik eder misin?” diye sordu. Ebu Müslim,

“Evet, şahitlik ederim.” dedi. Esved tekrar,

“Benim peygamber olduğuma şahitlik eder misin?” diye sordu. Ebu Müslim tekrar,

“Duymuyorum, kulağım sağır!” diye cevap verdi. Esved,

“Muhammed’in peygamber olduğuna şahitlik eder misin?” diye sordu. Ebu Müslim,

“Evet, şahitlik ederim.” dedi. Esved, sorusunu tekrar tekrar sordu. Ebu Müslim de (rah) aynı şekilde cevap verdi. Esved kızdı, onu cezalandırmak istedi. Büyük bir ateş yaktırdı. Ateş iyice alevlenince Ebu Müslim ateşe atıldı. Ateş ona hiçbir zarar vermedi. Ebu Müslim (rah) ateşin içinde namaz kılmaya başladı. Ateş Allah’ın dostu Hz. İbrahim’i (a.s) yakmadığı gibi, bu Hakk aşığını da yakmamıştı. Esved hayret etti. Korktu. Etrafındakiler Esved’e,

“Bu adamı buralardan uzaklaştır, yoksa size tabi olanların aklını çeler, yanınızda kimse kalmaz dediler.”

Onun bu cesaret ve kerameti etrafa yayıldı. Olay Medine-i Münevvere’ye kadar ulaştı. Esved, Ebu Müslim’in Yemen’i terk etmesini emretti. O da kalktı Medine’ye geldi. Âlemlere rahmet Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.v) vefat etmiş, yerine Hz. Ebu Bekir Sıddık (ra) halife olmuştu. Ebu Müslim (r.a), bineğini mescidin dışına bağlayıp mescide girdi. Bir direğin arkasına durup namaz kılmaya başladı. O namaz kılarken Hz. Ömer (r.a) kendisini gördü. Onun Medine dışından birisi olduğunu anladı. Yanında durdu. Namazı bitirince, ona,

“Kardeş sen neredensin?” diye sordu. O da,

“Yemen’denim.” dedi. Hz. Ömer (r.a),

“Şu yalancı peygamberin ateşe attığı fakat ateşin yakmadığı mümin kardeşimiz ne yapıyor?” diye sordu, Ebu Müslim de,

“O adam benim” dedi. Hz. Ömer heyecanla,

“Allah adına soruyorum, o gerçekten sen misin?” diye sordu. Ebu Müslim,

“Allah şahit, benim” dedi. Hz. Ömer hemen Ebu Müslim’in boynuna sarılıp anlından öptü, ağladı. Sonra onu alıp Hz. Ebubekir’in (r.a) yanına götürdü, huzuruna oturttu. Onu tanıttı. Başından geçeni anlattı ve:

“Allah’a hamdolsun, bu Ümmet-i Muhammed’in içinde, Hz. Halil İbrahim gibi kendisini ateşin yakmadığı kimseyi ölmeden önce bana gösterdi.” diye şükretti.

KISSADAN DERSLER

Sebepleri ve tesirlerini yaratan yüce Allah’tır. Bütün sebepler O’na bağlıdır; fakat O, hiçbir sebebe bağlı değildir. O dilese sebeplerin tesirini ortadan kaldırır, görevini bitirir; o zaman ateş yakmaz, zehir öldürmez olur. Nitekim Hz. İbrahim(as) ateşe atıldı fakat ateş onu yakmadı; ona serin ve selamet oldu. Her şey böyledir. Eğer Allah (c.c.)dilerse sebepler fayda veya zara verir.

Keramet haktır; bu ümmetin âlim ve arifleri elinde pek çok keramet ortaya çıkmıştır. Bütün bu kerametler, dinimizin hak olduğunu ispat ettiği gibi, diğer müminler için de bir delil ve manevi destektir.

Allah Resulü (s.a.v) buyurmuştur ki:

“Ümmetimin içinde (hâli ve ahlakıyla) Halil İbrahim’e benzeyen otuz -bir rivayette- kırk veli, hiç eksik olmaz. Size onların bereketi ile manen yardım edilir, rızık verilir, yağmur yağdırılır.”

İmam Katade(rah.) demiştir ki:

“Biz Hasan-ı Basri’nin bu hadiste anlatılan kimselerden olduğundan şüphe etmezdik.”

ATEŞİN YAKMADIKLARI VE SUYUN BOĞMADIKLARI

Filozoflar dört unsuru (=yâni ateş, hava, su ve toprağı) bizzât müessir bilirler de; “Ateş bizzât yakar, su kendiliğinden boğar.” derler. İmân ehli ise “Dört unsurdaki kuvvet Allah’ın irâdesi iledir. Cenâb-ı Hakk murâd etmedikçe ne ateş yakar, ne de boğar. Nitekim ateş îbrahim(a.s.)’i yakmadı ve su Mûsâ (a.s.) ile Benî İsrail’i boğmadı.” diye düşünür ve inanırlar. Bu inancı sağlam olan (=yakîn sahibi) ateşe girecek olursa, Allah’ın inâyeti ile yanmaz fikrindedirler. Nasıl ki Rufâî dervişleri ve şeyhleri ateşte kızdırılmış demiri yalarlar ve yanmazlar.

Buraya merhûm hocam, efendim Tâhirü’l-Mevlevî merhûmun bir hâtırasını Mesnevi şerhinden olduğu gibi alacağım:

“Taşkasap semtinde eskiden Karanohut mescidi vardı. Ahmed Efendi ismindeki bir Rufâî şeyhi Perşembe geceleri orada Rufâî âyini icrâ ederdi. Kendisi Mülkiye Mektebi’nde kapıcı idi. Yüzelli kuruş aylığı vardı. Onunla çoluk çocuğunu geçindirdikten başka, mukâbele gecesinde yemek yapar, gelen fakîr fukârâyı doyu rurdu. Molla Gürânî Câmii’nin önündeki sıra dükkânlar arasındaki kahvehânede bir sabah Rufâîleri ateşin yakmadığından bahis açılmış, kahvehânedekilerden bazıları bunun hokkabazlık nev’inden olduğunu, yoksa ateşin mutlaka yakacağını söylemişler. Orada bulunan Şeyh Ahmed Efendi “Bakalım yakar mı yakmaz mı?” diye kalkmış. Bitişik simitçi dükkânının yanmakta olan fırınına girmiş ve bir müddet ateşin içinde oturmuş. Sonra itiraz edenlerin ricâsı üzerine fırından dışarı çıkmış. Kendisinin yanmadığını, hattâ beyaz cübbesinin renginin dahi sararmadığı görülmüş. Ben Ahmed Efendi’ye yetiştim. Evi bizim sokağın alt tarafında olduğu için kapımızın önünden geçerdi. Rast gelince elini öper, hayır duâsını alırdım. Ben fırına girdiğini görmedim. Fakat babamdan işittim. Zâten şeyhin kerâmeti mahallece meşhûr idi.” Şerh-i Mesnevî, Tâhirü’l-Mevlevî, c. XIII, s. 737. (Mesnevi Tercümesi 4.Cilt-Hz. Mevlana-Şefik Can-Ötüken Yayınları)

Videolar: