SEBEPLER VE TESADÜFLER KÂİNATI MEYDANA GETİREMEZ
Tesadüf düşüncesi, yani her şeyi bir rastlantıya bağlama, kanunla zıtlaşmayı ifade eder. Kanun belirli bir sistemi ve düzenli bir işleyişi gösterir. Hâlbuki tesadüfte, gelişigüzel olma ve başıboşluk vardır. İlimler ise, hep kanunlarla meşgul olur, tesadüflerle hiç ilgilenmez. Tabiatla ve varlıklarla ilgilenen bilimlerin ortaya koyduğu kanunlarda bir düren ve süreklilik vardır. Bilimin tespit ettiği kanunlar, tabiatta tesadüfün olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Buna şöyle bir örnekler verebiliriz;
Bir insanda altmış trilyon hücre ve bir hücrede bir milyona yakın protein vardır. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi için 10 rakamının arkasına 160 sıfır ile ifade edilen ihtimal gereklidir. Ortada tercih ettirecek bir sebep olmadan bu ihtimallerden birinin tesadüfen meydana gelmesi ise, yine o rakamlar adedince imkânsızdır.
Bir eczane düşünelim. Birçok kavanoz içinde çeşitli elementler var. Bunlardan bir kısmı, belirli ölçülerde bir araya gelip karışarak bir ilaç meydana gelecek. Acaba kavanozlarda duran elementler, bir eczacı olmadan, hiç kimse müdahale etmeden, sebepler sonucu bir araya gelebilir mi? Mesela rüzgâr onları devirse, onların içindeki elementlerden belirli miktarlarda, belirli ölçülerde bir araya gelerek bir ilaç meydana gelebilir mi? Bu ne kadar imkânsızdır. Çünkü bu ilaçların hassas ölçüsü bozulduğu zaman bir işe yaramayacaktır. Bir gram birisinden fazla karışsa veya karışmaması gereken bir elementten az bir miktar karışsa ilaç bozulur. İşle böyle tesadüflerle veya birtakım sebepler sonucu basit bir ilaç bile meydana gelmiyorsa, bir canlı nasıl meydana gelebilir?
Eğer sebepler yaratıcı olsaydı, her bir şeyi yalatan sebep farklı olacağından eşya ve varlıklar arasında bir uyum olması mümkün olmayacaktı. Güneş sistemindeki her gezegen farklı hareket edecek, böyle bir sistem olmayacaktı. Bir hayvan veya insanı sebeplerin yarattığını düşünsek, o vücudun organları arasında uyum olmayacak, bir güzellikten bahsedilemeyecekti.
Bir büyük sandıkta bir milyon harf olduğunu düşünelim. Bir sarsıntıyla bu sandık devrilir ve içindeki harfler etrafa saçılır. Bu dağılma sonucunda 7 ayrı harfin yan yana gelip anlamlı bir kelimenin oluşması mümkün müdür? Bu şekilde anlamlı kelimelerden 10 tanesinin birleşip anlamlı bir cümle meydana getirmesi ihtimali var mıdır? Bir de şöyle düşünelim; bir milyon harfin bir araya gelip kelimeler oluşturması ve bu kelimelerin anlamlı cümleler oluşturması ve bu anlamlı cümlelerin bir bütünlük içinde bir kitabı meydana getirme ihtimali var mıdır? Tabii ki böyle bir ihtimalin imkânsızlığı çok açıktır.
İNSANDA BİR KİTAP
BAKIŞ AÇISI VE NİYET
Bir insana bakalım şimdi, yani kendimize… Şu âlem kitabının en önemli ayetidir o… Evrenin özü… Dünya onunla mana kazandı. Manevî yönü bir yana, maddî yapısıyla bile akılları hayrette bırakan bir sanat eseri.
Mekânik gözüyle bakılırsa, bedeni olağanüstü bir fabrika. Kalp makinesi gerekli akaryakıtı pompalar. Damar adı verilen borular, hayatî sıvıları taşır. Mide makinesi, dışarıdan alınan hammaddeleri mamul ürünler hâline getirir. Sinir sistemi, idare merkeziyle diğer makinelerin irtibatını sağlar. Boşaltım sistemi, pis suları ve atıkları dışarıya atmakla görevlidir.
Dil, kapıcılık yapar, faydalı maddeleri alır, zararlıları defeder, aynı zamanda fabrika adına sözcülük yapar. Gözler, idarecinin dışarıyı gözetlemesi için açılan pencerelerdir. Kulaklar ise, müdüre dış âlemden haberler getirir. Kafa denilen üst kat, yönetim yeridir. Beyin, ruh isimli efendinin bilgisayarıdır. Ruh görünmez, çünkü makine cinsinden değildir… Bunlar, beden fabrikasının sadece bir kısmı.
Şimdi herhangi bir atomun, bu fabrikaya girdiğini düşün. O atom, hangi makineye girse kusursuz vazife yapabilir. Akciğerde kanı temizler, midede gıdaları sindirir, gözde görür, kulakta işitir, dilde tadar… Her organın kanunlarına uyar. Düzeni asla bozmaz. Fakat aynı zamanda cahildir, kördür, sağırdır. Hiçbir organı tanımaz. Hangi makineye niçin gittiğini bilmez. Kendi varlığının bile şuurunda değildir. Ama nerde olursa olsun, önüne hangi görev çıkarsa çıksın, üstüne düşeni eksiksiz yapar. Acaba kendi gücüyle mi yapıyor?
Odanda binlerce ses ve görüntü var. Her yer kelimeler, eşyalar, yüzlerle dolu. Bakıyor göremiyorsun, dinliyor duyamıyorsun. İnanmakta zorluk çekiyorsun. O zaman, dene. Radyonu aç, duyarsın. Televizyona bak, görürsün. Radyonda sayısız ses ve kelime var. Televizyonunda görünen eşyaları ve insanları sayamıyorsun bile.
Bu aygıtlar, sesleri, kelimeleri ve görüntüleri getirmek için her an uzaklara mı gidip geliyorlar? Ne münasebet. Onlar zaten odanda, ama sen farkında değilsin. Onları yüzlerce kilometre uzaklardan birileri getiriyor.
Görünürde atomlar yapıyor bu işi. Bize kusursuz hizmet ediyorlar. Havada akıl almaz olaylar oluyor. Devamlı ısı, ışık, ses ve görüntü taşınıyor. Hiçbir aksama olmuyor. Her atom, kendine gelen emaneti alıyor, yanındakine eksiksiz devrediyor. Aynı anda sayısız işi birden yapıyor. Her atom, kendine ulaşan her sesi, her ısıyı, her ışığı ve her görüntüyü birbirine karıştırmadan alıp, bir başkasına devredebilme özelliğine sahip… Öyle mi gerçekten?
“Evet” dersen, her atomun bütün dilleri bildiğini, kulaksız işittiğini, akılsız anladığını, dilsiz anlattığını kabul etmen gerekir. Sen bütün dilleri biliyor musun? Aynı anda on kişiyi dinleyip, anlayıp, anladığını başkalarına anlatabilir misin? Konuşanların seslerini, konuşma biçimlerini aynen taklit edebilir misin? İşin bu kadarla da bitmiyor. Sesleri taşırken görüntüleri, ısıyı ve ışığı da ihmal etmemelisin.
Oysa sen en mükemmel canlısın, insansın, akıllısın. Atomların ise, ne ilmi var, ne de iradesi. Ne sesi bilirler ne de görüntüyü. Ne ısıdan haberleri vardır ne de ışıktan. Kendilerinin atom olduğunu bile bilmiyorlar!
Bu işleri atomlar yapamaz. Yapmıyor da, ama yapar gibi görünüyor. Bir “görünür sebep” olmaktan başka rolleri yok. Perde arkasında biri var. Sonsuz ilmi, iradesi ve kudretiyle yapıyor, yaratıyor…
Farkında mısın? Onu gözler göremiyor, ama akıllar görüyor. Yerlerde yeri yok, ama her yerde eserleri var. Adı dilimde, marifeti aklımda, muhabbeti kalbimde…
Videolar:
*(Bizi Seven Var 49. Video “Tesadüfen Var Olan Bir Evrende Yaşama İhtimalimiz-Sayha 4 Dk” 9.Sınıf 13.Ders)
*(Bizi Seven Var 49. Video “Şuursuz, Hissiz Olan Tabiat Nasıl Bizim İhtiyaçlarımıza Tam Karşılık Veriyor-El Cevap 2 Dk” 9.Sınıf 13.Ders)
