ER-RAHİM
Rahîm ismi, daha çok, ikinci yaratılışa bakar ve iradelerini hayra, doğruya, güzele yönlendiren bahtiyar kullar için, ikinci yaratılışta, sonsuz lütuflar, nimetler, ikramlar verileceği müjdesini taşır.
Demek oluyor ki, Rahmâniyetin tecellisinde ‘cebir’, yani mahlukun iradesi dışında bir ikram ve ihsanda bulunma söz konusudur.
Rahîmiyetin tecellisinde ise insanın cüz’î iradesini doğru kullanması şartı vardır.
Rahmân ismi başkalarına nisbet edilmez, ama Rahîm ismi nisbet edilebilir.
Diğer taraftan, ‘Allah, dünyanın Rahmânı, ahiretin Rahîmidir’ buyurularak, Rahmân sıfatının ezel ile, Rahîm sıfatının ise ebediyetle ilgili olduğuna dikkat çekilir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rahîm ismi, daha çok Ğafur ismiyle birlikte kullanılmış, böylece en büyük rahmetin mağfiret olduğuna dikkat çekilmiştir. Şu halde mağfiret, Rahîm isminin en güzel bir tecellisidir.
Rahmân ismi dünyada nail olduğumuz nice nimetlere, Rahîm ismi ise ahirette kavuşmaya namzet olduğumuz ebedî saadetlere nazarımızı çevirir.
“Güçsüzlere merhamet edene, Rahmân olan Allah da merhamet eder.” Hadis-i Şerif
Nur Külliyatı’nda, şefkatin ‘Rahîm ismine îsal’ ettiği beyan edilerek şu noktaya önemle dikkat çekilir:
“Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan; elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil-âlemîn Zât’ın (a.s.m.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.” (Kastamonu Lahikası)
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın, kâinatı ve içindeki eşyayı hizmetine vermekle merhametine mazhar kıldığı bir kulunu, küfür ve isyanı sebebiyle Cehennemine atmasına acımak, ruh ve kalbin hastalığından ileri gelir. Zira, sıhhatli bir kalb ve müstakim bir akıl çok iyi bilir ki:
“Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gadabından fazla gadab edilmez.” (Sözler)
Biz Cehennem azabına uğramayı hak etmiş insanlara yersiz şefkat göstereceğimize, onları bu noktaya gelmeden önce yakalamanın ve kendilerine yardımcı olmanın yollarını aramak durumundayız.
İnsan, fakirleri doyurmak ve güçsüzlere yardım etmekle Rahmân isminden; yanlış yolda gidenlere acıyıp şefkat etmek ve onları iman ve hidayet yoluna davet etmekle de Rahîm isminden feyiz alır. (Esma-i Hüsna-Alaaddin Başar-Zafer Yayınları)
***
“Rahim” rahmet ve merhameti sınırsız olan. Kendisine inanan ve hayatını kendi emir ve yasaklarına göre yaşayan müminlere ahirette rahmet eden demektir.
Rahim ismi, sadece müminlere şamildir. Kafirlere ve Allah’ın emirleri dışında yaşamış kimselere değil. Bu ismin tecellisi ahirettedir.
“Rahîm” Kur’ân-ı Kerim’de 114 defa geçmiştir.
“Rahim” Allah’ın isimlerinden olup rahmet kelimesinden türemiştir. Rahmetin manası, “Allah’ın kullarına acımasıyla onları her türlü zarar, ziyan ve sapıklıktan kurtarıp onları hidayetle, mağfiret ve iman şerefiyle nimetlendirmesi” demektir.
İradeye bakan Cenâb-ı Hakk’ın husûsî yani özel rahmet tecellisini bize “Rahim” kelimesi ifade etmektedir.
Demek oluyor ki, Rahmân olmasaydı, biz vücuda gelemeyecektik. Kâinat ve bütün mevcûdat yok olacaktı.
Şayet Rahim olmasaydı irâdemizi kullanamayacak ve Cenâb-ı Hakk’ın sanatının inceliklerini idrâk edemeyecektik.
Rahmân, kâinatı büyük bir kitap gibi gözümüzün önüne serdi.
Rahîm, bize o kitabı okuma ve okuduğumuz o kitaptan alacağımız hüzmeleri kalbimizde iman haline getirme iradesini verdi.
“Rahîm”, “Rahman”ın sıfatlarından biri olup, Allahu Teâlâ kullarına bir miktar rahmet feyz buyurup, bahşetmiştir. Kullar bu sayede Allah’ın izniyle merhamet sahibi olur ve hemcinslerine ve mahlukâta acırlar. Allah’ın bahşettiği bu rahmetten en fazla pay sahibi olan Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’dir.
Kur’ân-ı Kerim’de bu husus şu şekilde geçmektedir:
“Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”
Allah Tealâ bu ayette kendi isimlerinden olan “Rauf; çok şefkatli ve Rahim, pek merhametli sıfatlarını Peygamberimize de vermiştir ki önceki peygamberlerden hiç biri bu sıfatların ikisine birden mazhar olamamıştır.
Peygamberimiz (s.a.v.):
“Allah yüz rahmet yarattı, îşte bu rahmetin bir tanesi ile mahlukât birbirine merhamet eder. İşte onunladır ki vahşi hayvanlar dahi yavrularına şefkat eder. Diğer kalan doksan dokuz rahmetini ise kıyamet gününe tehir etmiştir.” Buyurarak Allah’ın merhametinin enginliğini ifade buyurmuştur.
Bu hadis diğer kaynaklarda şu şekilde geçmektedir:
“Allah Tealâ yeri ve göğü yarattığı zaman yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet yer ve göklerin arasını dolduracak kadar engindi. Bu rahmetten doksan dokuzunu yanına ayırdı. Bir rahmeti de mahlukâtı arasında paylaştırdı. İşte bununla mahlukât birbirine şefkat eder. Vahşi bir hayvan bununla su içer. Kıyamet günü olduğunda ise Allah bu rahmeti takva sahibi kullarına hasretmiş ve onlara doksan dokuzunu ziyade etmiştir.”
Bu ismin bereketiyle insanların, bilhassa annelerin kalbinde rahmet ağaçları yeşermiştir ki, bir anne ne kadar âsî olsa da evlâdını ateşe atmaz.
Allahü Teâlâ’nın rahmetinin yanında ise bütün insanların merhameti denizde bir damla gibi bile olamaz. O’nun rahmeti o kadar büyük ve geniş…
Hiç kimsenin yaptığı ameller kendisini kurtaramaz. Ancak Allah’ın rahmet ve lütfu bizi kurtarabilir. Bizim Allah’ın rahmetini istemekten başka çaremiz yoktur.
***
Mü’minin “Rahim” isminden istifade edeceği hususta şudur:
Gücü yettiği kadar muhtaç durumda olan kimselerin ihtiyacını karışılar, yanında ve memleketinde ihtiyacını karşılamadığı hiç bir fakir bırakmaz. Muhtaçların ihtiyaçlarını ya para ile ya da nüfuzu ile veyahut hayra delâlet etmekle, daha olmazsa zengin ve söz sahibi olan kişilere başvurmak suretiyle karşılar. Bu saydıklarımızdan aciz olursa, o zaman ona hayırlı dualar yapmak suretiyle onun hüzün ve kederini paylaşır… (İmam-ı Gazali-Esma-i Hüsnâ Şerhi-Ferşat Yayınları)
***
Bu isimle ahlaklanmış bir kul, Allah’ın merhamet edilmesini emrettiklerine merhamet eden ama merhametle adaletin dengesini de kurabilen kişidir. İnsanlara faydalı olmaya çalışırken meşakkat görse bile sadece Allah’ın rızasını gözeterek tahammül eder ve bundan yakınmak yerine kendisini bu meziyete layık gördüğü için daima Allah’a şükreder. Rabb’i tarafından hayırlı işlerde kullanıldığından dolayı katiyen gururlanmaz, hayrı ulaştırmada sadece bir vesile olduğunu bilir.
Câbir bin Abdullah (r.a.)’dan. O dedi ki:
“Nebî (Sallaîlâhü Aleyhi ve Sellem) yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:
“Az önce dostum Cebrail benimle idi. Bana:
“Ey Allah’ın Resulü, dedi, seni Peygamber olarak gönderenin hakkı için söylüyorum. Allah’ın kullarından biri, beşyüz seneden beri bir dağ başında bulunuyordu. Genişliği ile uzunluğu otuzar arşın olan ve etrafı denizle çevrili bulunan dağın tepesinde oturuyordu. Bu adam orada tam beşyüz sene Rabbine ibadet etmişti. Rahman olan Allah da, orada ona parmak kalınlığında akan bir tatlı kaynak su ile, her gün bir nar yetiştiren bir nar ağacı ihsan buyurmuştu. Adam, her akşam suyun başına iniyor, yıkanıp abdestleniyor, o bir tek narı da alıp yiyerek tekrar ibadetine koyuluyordu.
Bu arada Rabbinden, ruhunu kendisi secdede iken kabzetmesini, kıyamet günü tekrar dirilinceye kadar, bulunduğu adaya ve cesedine hiç kimsenin muttali olmamasını ve kendisi öyle secde halinde iken diriltilmesini temenni ediyordu.
Şanı pek yüce olan Allah onun bu arzusunu da yerine getirdi. Hatta biz melekler, yeryüzüne inip çıktığımız zamanlarda onu secde halinde öylece görürdük. Tâ ki Allahü Teâlâ’nın ilminde durum şöyle tezahür etti:
Kıyamet kopmuş, bütün insanlar gibi o da dirilerek Rabbinin huzuruna getirilmişti. Sonsuz kerem ve rahmet sahibi Allah, o kulu için şöyle buyurdu:
“Kulumu rahmetimle Cennete koyunuz!”
O kul:
“Hayır, dedi, amelim mukabilinde Cennete koyunuz!”
Allahü Teâlâ meleklere ferman etti:
“Kuluma vermiş olduğum nimetlerle kulumun amellerini tartınız!”
Kulun amelleri nimetlerle karşılaştırıldı. Sadece, göz nimetinin, kulun yaptığı 500 senelik ibadetten ağır geldiği görüldü.
Bunun üzerine Hâlik-ı Kerim hazretleri:
“Ey meleklerim, buyurdu, kulumu Cehenneme atınız!”
Ve o kul derhal Cehenneme doğru sürüklendi… Baktı ki kurtuluş yok, feryadı bastı:
“Ey Rabbim! Rahmetinle beni Cennete koy!”
Allah Azze ve Celle buyurdu:
“Getirin onu!”
Kul tekrar İlâhî huzura getirildi ve Yüce Allah:
“Ey kulum, buyurdu, söyle, seni yoktan kim var etti?”
Kulun dudakları saadetle açıldı:
“Sen Yâ Rabbi!”
“Seni yoktan var etmem senin amelin sebebiyle mi oldu, yoksa benim rahmetimle mi?”
“Senin rahmetinle ey Rabim!”
“Beş yüz sene ömrü ve ibadet etme gücünü sana kim verdi?”
“Sen, ey Rabbim!”
“Peki, dağlar arasındaki adada dağın tepesinde seni kim iskân etti? Dört bir tarafı denizlerle çevrili şu küçük adada sana tatlı suyu kim fışkırttı? Âdet olarak senede bir kere meyve veren nar ağacına her gün bir meyveyi kim verdirdi? Ve sen, ruhunu secde halinde iken kabzetmemi dilemiştin. Seni muradına kim erdirdi de secdede iken ruhun kabzedildi?”
“Bu da Senin ikramın, ey Rabbim!”
“İşte ey kulum! Bütün bunlar benim rahmetimle oldu. Ve ben rahmetimle seni Cennete koydum!”
Cebrail (a.s.) bütün bu hadiseyi anlattıktan sonra dedi ki:
“Bu işler ancak Allah’ın rahmetiyle olur!”
***
Arılar bal vermezdi,
O Rahîm zât olmasa!..
Ağaçlar dal vermezdi,
O Rahîm zât olmasa!..
Ne sevinç, ne haz vardı,
Ne bahar, ne yaz vardı,
Ne de bir niyaz vardı,
O Rahîm zât olmasa!..
Yeşil nice, ak nice?
Yakın ve uzak nice?
Bilinmezdi Hak nice,
O Rahîm zât olmasa!..
Her zerre ondan eser,
Gül bülbüle gülümser,
Mazlumlar ümit keser,
O Rahîm zât olmasa!..
Ne kış görürdün, ne yaz,
Ne sıcak, ne bir ayaz,
Yüreğin kıpırdamaz,
O Rahîm zât olmasa!..
Hayat biter, dal kurur,
Peteklerde bal kurur,
Dünya, bu masal kurur,
O Rahîm zât olmasa!..
(Mustafa Necati Bursalı-Esma-i Hüsna Şerhi)
***
Yardım için kimse gelmez
Senden özge derdimize
Yâreleri saran Sensin
Çâreleri veren Sensin
Gözeten Sen, gören Sensin
Ümit verdin, murat verdin
Affeyleyip berat verdin
Sensin bizim sultânımız
Sağlam dursun imânımız
İmân ile al cânımız.
***
Duygusuz, görgüsüz, hâlsiz bırakma!
İmansız, ikrarsız nârına yakma!
Kulda kusur çoktur, kusura bakma!
Rahîm, rahmetinle güldür yâ Rabbî!
Bahattin KARAKOÇ
***
Rahmeti yağdıran Sensin kuru ağaç dallarına,
Halkedensin vahaları gariplerin yollarına,
Bağışlayansın günâhı, acıyansın kullarına…
Sen ki Rahîm’sin, bağışlayıp acıyansın,
Merhamet bilmeyen yürek utanç ateşiyle yansın…
Sana niyaz için açık, rızân için veren eller,
Mazlumların yarasına merhameti süren eller…
Merhametin en yücesi şüphesiz Sende İlâhî,
Merhametsiz rûh gerekmez şu garip tende İlâhî…
Ve Sen merhametlilerin en merhametlisi,
Sonsuz merhametinden
Zâlimlere de dağıt.
Dağılsın metropollerin kör ve sağır sisi,
Dinsin iniltisi mazlumların,
Gülücükler gibi açsın dudaklarda ağıt,
Elem gözyaşları dönsün sevinç gözyaşlarına,
Ve ağıtlar tebessüme dönsün…
Rahmeyle Yârabbi,
Merhametle yarattığın şu dünya üzerinde
Mazlumların yüreğini yakan ateş sönsün…
(Esma-i Hüsnâ’dan Esintiler-Sadettin Kaplan-Marifet Yayınları)
***
YA RAHİM!
Öylesine Rahimsin ki kulağımı sözüme muhatap eylersin
Aklıma vahyinle tenezzül edersin
Öylesine Rahimsin ki istendiğinde zaten verirsin
İstenmediğinde de lütfedersin
Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin
Hak etmeyene bile çok bahşedersin
Öyle Rahimsin ki dünyayı bu kadar güzel eylersin
Ahireti ondan daha güzel eylersin
Ya Rabbi!
Korkudan emin eyle beni
Ateşten uzak eyle beni
Hicrana düşürme kalbimi
Rahmetinin rahmine al beni
Merhametinin kucağına al kalbimi
(99 Esma ve Dua-Sena-i Demirci-Timaş Yayınları)
***
DUA
Er-Rahîm olan Allah’ım!
Senden bildiğimiz ve bilmediğimiz; şimdi ve gelecekte olacak bütün iyilikleri istiyoruz.
Bildiğimiz ve bilmediğimiz; şimdi ve gelecekte her türlü şerden Sana sığınırız. Bizleri koru ve kolla yâ Rabbî!
Senden Cennet’i ve Cennet’e yaklaştıran söz ve amelleri bizlere lütfetmeni niyaz ederiz. Kabul buyur yâ Rabbî!
Kulun ve Resul’ün Muhammed (s.a.v.)’in Senden istediği hayrı dileriz. Kulun ve Resulün Muhammed (s.a.v.)’in Sana sığındığı şeylerden, şerlerden biz de Sana sığınırız! Bizi koru ve kolla!
Ey merhametlilerin merhametlisi!
Sevdiklerimizle birlikte huzurlu, sağlıklı, uzun ömürler ver!
“Rabbimiz!
Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz şüphesiz ki Sen şefkatli, çok merhametlisin!”
Videolar:
