Featured Video Play Icon

Bizi Seven Var 137 (Esmalar-1) “Er-Rab İsmi-Terbiye Delili” 9.Sınıf 31.Ders

ER-RAB

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben Ondan başka Rabb mi arayacağım?” (En’am: 6/164.)

O, bütün kullarını çekip çevirerek ve çeşitli nimetler vererek terbiye edendir. Özel olarak da salih kullarını, onların kalblerini ruhlarını ve ahlaklarını düzeltmek suretiyle terbiye edendir.

Bu sebeple salih kullar çoğunlukla bu ism-i şerif ile O’na dua ederler. Çünkü onlar Cenab-ı Haktan bu özel terbiyeyi talep ederler.

Rabb kelimesi, yaratma, büyütüp yetiştirme, terbiye etme, yağmur indirip rızık verme, sahib ve mâlik olma, görüp gözetme, tedbîr etme, nimet verme, ululuk ve efendilik mânâlarını bünyesinde toplayan, şefkat, sevgi ve merhamet neticesinde tezahür eden bir vasıftır. (İbn Fâris, 2/381.)

Rabb kelimesi, Kur’ân nazil olduğu sırada Arapça’da “itâat olunan efendi, herhangi bir durumu düzelten kimse, bir şeyin mâliki” mânâlarını ifade ediyordu. İslâm’da ise, benzeri olmayan efendi, verdiği nimetleriyle mahlukâtı ıslah eden, yaratma ve emretmenin sahibi mânâsınadır. (Taberî, 1/141 vd.)

Rabb kelimesi aslında “terbiye” den gelir. Terbiye ise bir şeyi, kemâline ulaştırıncaya kadar yavaş yavaş geliştirmek demektir. Bir baba veya bir terbiyeci çocuğu yetiştirirken nasıl onun ihtiyaçlarını giderir, bütün hallerini görür gözetir, yanlış hâllerini düzeltir, merhamet ve şefkatle bilmediklerini öğretirse; yaratıkların Rabb’i yüce Allah da bütün bunları ziyâdesiyle mahlûkatına vermiştir.

Kur’ân’da dualar en çok bu isimle yapılır. İnsan yaratıcısına, sahip ve mâlikine, O’nun şefkat, merhamet ve sevgisine ilticâ ederek, O’na bütün dileklerini “Rabb” ismiyle açar. ibadet de, işte böyle rubûbiyette tek olan Rabb’e yapılır. “O göklerin, yerin ve o ikisinin arasında olan her şeyin Rabb’idir. Öyleyse yalnız O’na kulluk et. O’na ibadetinde sabır ve sebat göster. Ona denk ve adaş olacak hiç kimse bilir misin?” (Meryem, 19/65).

Kur’ân’da ilk inen âyetlerde en çok kullanılan isim Rabb ismidir (Alâk, 1-5; Müddessir, 1-7; Müzemmil, 9-10; Kalem, 6-8; Fatiha, 1). Allah isminden sonra Kur’ân’da en çok zikri geçen isim, Rab ismidir. “Rab” kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de tam 968 yerde geçer.

***

RAB

Allah (c.c.), Rab’dir, Mürebbî’dir. Yani Cenab-ı Allah terbiye eder, eğitir, öğretir, büyütür, geliştirir, olgunlaştırır, kemâle erdirir. Her canlı Allah’ın ter­biyesi ve rubûbiyeti dâiresinde hareket eder. Kâinatta zerrelerden yıldızlara her şey, Allah’ın rubûbiyetinin sınırsız kuşatması altındadır. Allah her mah­lûkunu ve canlı cansız her şeyi husûsî tâlim ve terbiyesinde olgunlaştırır. Kullarına elçiler ve vahiyler gönderir.

Muhteşem saltanat ve rubûbiyet sahibi Cenab-ı Hak, şerefli elçiler vâsıtasıyla zerrelerden kürelere bütün kâinatta, Kendi vahdâniyetini ve samedâniyetini îlan etmektedir. Peygamberler (a.s.m.) böyle küllî îlân vazifesiyle gönderilmişlerdir.

İlgili âyetlerden bazıları:

“De ki, Allah her şeyin Rabbi iken, Ondan başka bir Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir. Kimse başkasının yükünü taşıyamaz. So­nunda dönüşünüz Rabbinizedir. İhtilâfa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.” (En’âm Sûresi: 164.)

“’Yedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?’ de. ‘Allah’tır’ di­yecekler. Öyleyse Ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” (Mü’minûn Sûresi: 86, 87.)

“Sıra sıra duran, öndekileri sürdükçe süren, Allah’ı andıkça anan melekle­re and olsun ki, sizin İlâhınız birdir. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların ve batıların Rabbidir.(Sâffât Sûresi: 1-5)

Nefsin, küllî irâde ve hikmet sahibi bir Rab tarafından terbiye edildiğini bildiği halde, şeytanı bile utandıracak boş sözlerden vazgeçmediğini, nefsin Rabbini tanıması için açlıkla terbiye edilmesi ge­rektiğini, orucun bir hikmetinin de bu terbiye olduğunu kaydeder Bedîüzzaman.

İnsanla­rı rızık açısından terbiye etmek de, hidâyetle gıdâlandırmak da rubûbiyetin işidir.

İnsanın terbiyesi doğrudan Rabbinin elinde olduğundan, insan dâimi Rabbine muhtaçtır.

Nitekim, terbiyesine ne lâzımsa hepsini veren Rabbidir. Nimetlerinden dolayı Allah’a şükür lâzımdır. Şükür ise ancak ibâdettir.

Se­lim bir akıl ile düşünülürse, latîf ve hoş biçimde göz ve kulağımızı bize veren, ancak Rabbimizdir. Bizi îcat edip terbiye eden, ancak Rabbimizdir. Şu halde, Mâbudumuz da ancak O olabilir. Öyleyse, bizi terbiye eden Rabbimiz, her cihetten bize kâfidir.

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibâdet ediniz” (Bakara Sûresi: 21.) âyeti, insanı Rabbine ibâdet etmeye mükellef kılmaktadır.

İnsan namazla kendisini talim ve terbiye altına almalı, kusurunun affı için Rabbine sığınmalıdır.

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre, insanlar ve hayvanlar, en küçükten en büyüğe kadar Allah’ın terbiye edicilik emirlerine eksiksiz boyun eğmek sûretiyle rubûbiyetin ihtişamını göstermektedirler. Yeryüzündeki yüz binlerce canlı varlık, muntazam bir ordu gibi teçhiz, talim ve itaat içinde tam bir boyun eğişle Mürebbî-i Rahîmin vücuduna şehâdet etmektedir. (Risale-i Nur’da Esma-i Hüsna-Süleyman Kösmene-Yen Asya Yayınları)

***

İLAHÎ SEVK DELİLİ

Özellikle hayvanlar âlemine baktığımızda, şuursuz olmalarına rağmen, her bir hayvanın şuurluymuş gibi hareket ettiğini görürüz. Mesela arılar bal yaparken şaşırtıcı bir şekilde ustaca çalışıyor. Acaba arılar bal alacakları çiçekleri nasıl biliyor? Bal kovanını nasıl tasarlıyor? Bütün bunları onlara öğreten kimdir? Kendi kendilerine bunları yapmaları mümkün müdür? Bir ördek yavrusu doğar doğmaz yüzmeye başlıyor. Bütün hayvanlar ilk doğdukları an annelerinin memesini buluyor ve karnını doyuruyor. Bütün bunları o yavrulara öğreten kimdir? İnsan yavrusu şuurlu olmasına rağmen doğar doğmaz bunları yapamıyor. O halde şuursuz hayvanlar bunu nasıl yapıyor? Onları idare eden, bütün bu bilgileri doğmadan talim eden birisi var. O da her şeyi bilen, her şeyi bir hikmete göre yapan Yüce Allah’tır.

Videolar: