Featured Video Play Icon

Bizi Seven Var 136 “Allah’ın İsimleri-Esmâ-i Hüsnâ” 9.Sınıf 30.Ders

HER ŞEY O’NU ANLATIYOR-ESMA-İ HÜSNA (ALLAH’IN İSİMLERİ) VE VİDEOLARI

ALLAH’IN İSİMLERİ

ESMÂ-İ HÜSN 

Aklı başında olan her insan kendisini var edip yaşatan, sayısız nimetlerle besleyen, düşünce nimetini veren, tefekkür edebilmesi için kâinatı akıl midesi önüne bir sofra gibi seren Rabbini tanımak ister.

Allah’ı tanıma ve bilmenin önemi büyüktür. İnsanın Al­lah’ı bilmeye gayret etmesi gerekirken çeşitli sebepler insanı Rabbinden uzaklaştırmaktadır. Gaflet ve unutmak başta gelen bir sebeptir.

Allah’a ait bilgileri muhakkak öğrenmeli ve bunun için zaman ayırmalıyız. Her bilgiden haberi olduğunu söyleyen ama Allah bilgisinden uzak kalan insanın eksiğini ne doldurabilir? İhtisas alanlarında sayfalarca kitap okuyan insana Allah hakkında ne bildiği sorulduğunda sessiz kalma­sını anlamak mümkün müdür?

Kendisine azıcık bir faydası dokunan veya hiç dokunmayan meşhur bir kimsenin hayatını öğrenebilmek için yüzlerce sayfalık kitap ve dergileri okumada tereddüt etmeyen, sınıf geçebilmek için yüzlerce, binlerce sayfalık kitapları okumayı göze alabilen, hatta bunlara zevkle şevkle sarılan insanlar, elbette ki kâinattaki bütün güzellik, iyilik ve mükemmelliklerin sahibi Allah’ı, O’nun güzel isimlerini her şeyden çok öğrenmek, tanımak isteyecek ve bu yolda canla başla mesafe alacaklardır.

Hikmet arayan kişinin ilk muhtaç olduğu şey, Yaradanı tanımaktır. Kim sahibini tanımazsa kâinatın kime ait olduğunu idrak edemez.

Kim Allah’ı tanırsa, onun için bir gam ve keder yoktur.

“Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.”

“Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur” (Bediüzzaman-Mektubat-Altıncı Mektup)

***

“Güzelliğe dair ne varsa Sen’den gelir, Sen’dendir.

Sen’den başka seven ve sevilen yoktur.

Neye bakılsa Sen görünür

Sen duyulursun.

Kâinatta tecelli eden Sen’sin

Sen’in bin bir ismindir.”

(Salaman İle Absal-Molla Camii)

***

Allah Resûlü (a.s.m.) bir niyazında şöyle buyurmuştur:

“Allah’ım! Sana, Zât-ı Bârî’ni isimlendirdiğin, Kitabında inzal buyurduğun, Peygamberine tâlim buyurduğun ve ezelî ilm-i gaybında Kendin için tahsis ettiğin Esmâ-i Şerîfenin hepsiyle niyaz ederim.”

Hazret-i Âişe Vâlidemiz de (r.a.), şöyle niyazda bulunmuştur:

“Allah’ım! Esmâ-i Hüsnândan bizim bildi­ğimiz, bilmediğimiz bütün isimlerinle Sana münâcât ederim. Büyüklerin bü­yüğü olan isminle Sana niyâz ederim. Kim ki Sana bu isimlerinle duâ ederse, cevap verirsin Rabbim!”

Bunu işiten Allah Resûlü (a.s.m.), “İsâbet ettin, isâbet ettin” buyurdu. (Tecrit Tercümesi, 8: 192)

Resûlullah Efendimiz (a.s.m.) Esmâ-i Hüsnâdan hiç olmazsa doksan dokuzunun bilinmesini tavsiye buyurmuş, doksan dokuz ismi kavrayanı Cennetle müjdelemiştir. (Buhârî, 8: 1165; Tirmizî, Daavât, 86.)

Allah’ın isimlerini bilmek, anlamak ve zikretmek, bu isimler yoluyla Al­lah’ın varlığını kavramak, böylece nefsimizi kötülüklerden arındırmak ve gü­zel ahlâk sahibi olmak hayatımızın biricik gâyesidir.

Allah’ın güzel isimlerini kavramak için her bilgi kaynağına başvurmak en seçkin vazifemiz olmalıdır. (Risale-i Nur’da Esma-i Hüsna-Süleyman Kösmene-Yen Asya Yayınları)

ESMÂ-İ HÜSNA YANSIMA VE TECELLİLERİNİ OKUMAK

Hakikat ilmi ve hakikî hikmet ancak mârifetullahı kazanmakla elde edilebilir.

Çünkü bütün ilim ve fenler mutlaka Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden bir ismine dayanmakta olduğu gibi; mevcudâtın, eşyanın, nebâtâtın ve hayvanâtın ve insan nevinin hakikati de yine Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-yı hüsnâsına dayanmaktadır.

Hiçbir varlık ve hiçbir olay yoktur ki, o güzel isimlerin tecellisi olmasın…

Ya Risale-i Nurlar’ın gösterdiği derin ve ufuklu tefekkür yoluyla veya tasavvuf ehlinin yaptığı gibi zikir yoluyla bu güzel isimlerin nur ve feyizlerinden istifade etmek gerekiyor.

Esmâ-yı hüsnâ bilgisi gibi bir değerli hazinenin kıymetini bilerek başta ilim ve fenlerin, maddî-mânevî, cevheri-arazî her bir şeyin, hatta kendimizin bilhassa âzam derecede mazhar olduğumuz ilâhî isimleri anlamaya ve keşfetmeye çalışalım. O zaman göreceğiz ki, öğrendiğimiz ilimler ve bilgiler birer odun yığını olmaktan çıkacak ve kibrit çakmışcasına yanıp ışıklanarak feyizli hikmetleriyle bizim için bir nur kaynağı ve mânevî ve haz ve lezzet madeni hâline geleceklerdir.

Zaten dikkat edilirse, bilhassa fizikte atom altı parçacıkların bulunmasıyla, fizik kendiliğinden metafiziğe kaymaktadır. Ama bu durum Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin tecellisine bağlanmazsa, mânâsız hayallere ve tesadüflere doğru gider, böylece de hakikatsiz ve önemsiz bir şekil alır. (Sözler (26. Söz, Hâtimenin Açıklaması), s.515)

***

İLAHİ İSİMLERİN YANSIMALARI

Dünyada mutlulukları hüzünler, hüzünleri mutluluklar takip eder. Bu tablo, aslında ilahi isimlerin yansımalarının tazelen­mesinden dolayı böyledir.

Bu hayatta mutlu olmuşsun, mutsuz olmuşsun… Zengin olmuşsun, fakir olmuşsun… Sağlıklı olmuşsun, hasta olmuşsun… Az ya da çok yaşamışsın… Hepsi ilahi isimlere ayna olmak içindir.

Ağaçtaki elma kopacak ki o elmaya vesile olan ilahi isim, sonra gelecek diğer elma üzerinde yeniden parlasın.

Bugün yine birçok insan hasta olacak ki Şâfi isminin tecellileri ortaya çıksın.

İnsan tekrar tekrar acıkacak ki Rezzâk isminin yansımaları her yerde parıldamaya devam etsin.

Dünya yaşamında açlıkla, hastalıkla, ölümle ilerleyen çizgi, aslında ilahi isimlerin nurlarının daha sık parlaması içindir.

Yaşadığımız hadiseler, öncelikle ilahi isimleri sergilemek mak­satlı bir açıya sahiptir. Bu yönde hep tazelenmek, yenilenmek vardır. Diğer bir kanatta da ahiretin imar ediliş gayesi vardır. Bu çerçeveden bakılınca her hadise günaha ve sevaba vesile olmak için… İmtihanın gerçekleşmesi için… Cenneti ve cehennemi doğurmak için… Fânilikleri bakiliğe çevirmek için… Kısacası sonsuz yaşamı inşa etmek için sahneye konur.

“Bir saray, güzel bir kâşane; yalnız müzeyyen ve muhteşem kısımlardan mı ibarettir? Onun içinde izbesi, kömürlüğü, helası ve her türlü süfli kısımları da vardır. Eğer bütün bunlar olmazsa o bina tam ve işe yarar mahiyette olabilir mi? Demek ki pis ve fena görülen şeyler de iyi ve faydalıy­mış. Bir ev için bir billur bardak ne kadar lazımsa çöp tenekesi, yerleri silen bir paçavra da o kadar lazımdır. Fakat birliğe yetişemeyen göz bunu böyle göremez ve bu manayı idrak edemez. Hâlbuki dünyanın kıvamı zıtlarla muhafaza olur.” (Batmayan Gün-Sâmiha Ayverdi)

Yaşamdaki olumsuzluklar, insanın aleyhinde olsun diye değil, lehinde bir kazanca sebebiyet versin diye yaratılmıştır.

Şerlerin varlığıdır büyük hayırların meydana çıkmasına vesile olan…

Elhasıl, kötülüklerin yaratılmasının ana gayesi kötü değil, iyidir. (Sen Derviş Olamazsın-Mecit Ömür Öztürk-Timaş Yayınları)

***

“Hiçbir şey yoktur ki, O’nu hamd ile beraber tesbih (tenzih) ediyor bulunmasın.” (İsrâ Sûresi 17/44) sırrınca:

Her şeyden Cenâb-ı Hakk’a karşı pencereler hükmünde çok vecihler var.

Bütün mevcudatın hakâiki, bütün kâinatın hakikati; esmâ-yı ilâhiyeye [Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerine] istinat eder.

Her bir şeyin hakikati, bir isme veyahut çok esmâya istinat eder.

Eşyadaki sıfatlar, sanatlar dahi, her biri birer isme dayanıyor.

Hatta hakikî fenn-i hikmet [eşyanın hikmetlerinden bahseden fennî ilimler], “Hakîm” ismine ve hakikatli fenn-i tıb “Şâfî” ismine ve fenn-i hendese [geometri, mühendislik] “Mukaddir” ismine ve hâkezâ her bir fen, bir isme dayandığı ve onda nihayet bulduğu gibi, bütün fünûn ve kemâlât-ı beşeriye ve tabakat-ı kümelîn-i insaniyenin [başta peygamberler ve asfiyâ ve evliyanın] hakikatleri, esmâ-yı ilâhiyeye istinat eder.

Hatta  muhakkikîn-i evliyanın [hakikatleri delilleriyle bilen, tahkik ehli velilerin] bir kısmı demişler:

“Hakikî hakâik-i eşya, esmâ-yı ilâhiyedir. Mahiyet-i eşya ise, o hakâikin gölgeleridir. Hatta bir tek zîhayat şeyde, yalnız zâhir olarak yirmi kadar esmâ-yı ilâhiyenin cilve-i nakşı görünebilir.” (Sözler (32. Söz, 3. Mevkıf, 1. Mebhas), s.683.)

Eğer bütün ilimler, fenler ve sanatlar işte böyle Cenâb-ı Hakk’ın onlarda tecelli eden güzel isimleri açısından ele alınır ve mütalâa edilirse, mânâsını ve kemâlini bularak hakikat olurlar. Yoksa yarım yamalak kalır; ya hurafelere döner veya mâlâyaniyat olarak boş şeyler olurlar veyahut naturalist felsefe gibi tabiat dalâletine yol açarlar.

Bunun için mühendis ve mimarlar Adl ve  Mukaddir isimlerini çok okuyup, hendese aynasında o isimlerin tecellilerini bütün haşmetiyle müşâhede edip tefekkür ve ibadet vazifelerini yerine getirmelidirler.

Hem bir fen hem de bir sanat olan tıp ilmiyle meşgul olan hekimler de mutlak Hakîm olan Cenâb-ı Hakk’ın Şâfî ismini çok okuyup, O’nun büyük bir eczanesi olan yeryüzünde merhamet ve şefkat dolu tecellilerini ilâç ve devalarda görüp tefekkür ve kulluk vazifelerini yapmaları gerekir.

Aynı zamanda Hızıriyetin birer temsilcisi olarak, Allah’ın hasta kullarının imdadına  Hızır gibi yetişmeleri icap eder.

Fizik, kimya ve biyoloji gibi ilim ve fenlerle meşgul olanlar da Cenâb-ı Hakk’ın Hakîm isminin tecellilerini büyük bir alanda görüp tefekkür ve tezekkürde bulunarak, bir kul olarak ibadet, şükür ve hamdlerini takdim etmeleri iktiza eder.

Videolar:

*(Bizi Seven Var 136 Video “Yaratılışın Gayesi Nedir-Feyyaz Tv 4 Dk” 9.Sınıf 30.Ders)

*(Bizi Seven Var 136 Video “Her Şey O’nu Anlatıyor (Allah’ı Tanımak İstiyorum)-Feyyaz Tv 1 Dk” 9.Sınıf 30.Ders)

*(Bizi Seven Var 136 Video “Bu Sergileri Güzel Oku-Yolyordam 7 Dk” 9.Sınıf 30.Ders)