Featured Video Play Icon

Sevginde Huzur Var 25-Video “Çobandaki Feraset Ve Marifet” Gençler Ve Büyükler 14.Ders

ÇOBANDAKİ FERASET VE MARİFET

Abdullah bin Mübarek (ra.) bir gün Medine dışında seyahat ediyordu. Yolda koyun otlatan genç bir çoban gördü. Gence acıdı. Bu zavallı genç çocuklukta çobanlık yaparsa büyüyünce Allah Teâlâ’nın ibadet ve marifetini nasıl öğrenir, diye düşündü ve kendi kendine ‘gideyim, ona Allah Teâlâ’yı tanıması için bazı şeyler söyleyeyim, birkaç mesele öğreteyim’  deyip genç çobanın yanına geldi. Ona selam verip tanıştıktan sonra:

“Evladım, Allah Teâlâ’yı bilir misin?” diye sordu.

Çoban:

“Kul sahibini nasıl bilmez?” dedi.

Abdullah bin Mübarek:

“Allah Teâlâ’yı ne ile tanıdın, kim öğretti?” diye sordu.

Çoban:

“Bu koyunlarımla tanıdım” dedi.

Abdullah bin Mübarek:

“Bu koyunlarla O’nu ne şekilde tanıdın ki?” diye sordu.

Çoban:

“Düşünsene, bu birkaç koyun sahipsiz ve çobansız olmaz, olan da bir işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyacak birisi lazımdır. Bundan anladım ki kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar, diğer canlılar ve şu üzerimde uçan kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Hem bunlar kendi kendine olmaz. Şu âlemde ki binlerce çeşit varlıkları yaratan, koruyan, kollayan, hepsine gücü yeten, biri vardır. Bu Allah Teâlâ’dan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allah Teala’nın varlığını bu koyunlarla böylece bildim” dedi.

Abdullah bin Mübarek:

“Allah Teala’yı nasıl bilirsin?” diye sordu.

Çoban:

“Onu hiçbir şeye benzetmeden bilirim” dedi.

“O’nun hiçbir şeye benzemediğini nasıl bildin?” diye sordu.

Çoban:

“Yine bu koyunları düşünerek böyle olduğunu bildim” dedi.

Abdullah bin Mübarek:

“Nasıl düşündün” diye sordu. Çoban,

“Şöyle düşündüm: Ben bu koyunların çobanıyım, onları sevk ve idare ediyorum. Bakıyorum, ne onlar bana benziyor, ne de ben onlara. Bundan anladım ki, bir çoban koyunlarına benzemezse, bütün varlıkların sahibi olan Allah Teâlâ da kullarına benzemez” dedi.

Abdullah bin Mübarek:

“Güzel, doğru söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi?” diye sordu.

Çoban:

“Ben bu sahralarda, nasıl ilim tahsil edebilirim ki” dedi.

Abdullah bin Mübarek:

“Peki, bu ferasetle başka ne öğrenmişsin?” diye sordu.

Çoban:

“Yüce Allah’ın yardımı ile üç çeşit ilim öğrendim. Bunlar gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmidir” dedi.

Abdullah bin Mübarek:

“Bunlar nelerdir?” diye sorunca, genç çoban şöyle açıkladı:

“Gönül ilmi şudur: Allah bana kalp verdi. Orayı kendisine muhabbet ve marifet yeri yaptı. İstedi ki bu kalp ile O’nu bileyim, tanıyayım ve seveyim. Ayrıca O’nun sevdiklerini de seveyim, sevmediklerine kalbimde yer vermeyeyim, onlardan uzak durayım.

Dil ilmi şudur: Allah bana dil verdi. Bu dilimle kendisini zikretmemi, adını anmamı ve nimetlerini anlatmamı istedi, dilime kötü sözü yasakladı.

Beden ilmi şudur: Yüce Allah bana beden verdi. Onunla kendisine hizmet ve ibadet yapmamı istedi. Hayırda koşmayı, kötü işlerden uzaklaşmayı emretti.”

Genç çobandan bunları dinleyen Abdullah bin Mübarek, işittiklerine hayret etti. Çok memnun oldu. Çobanı tebrik etti ve ona;

“Ey genç, senin bu söylediklerin öncekilerin ve sonrakilerin bilmesi gereken ilimdir. İlmin aslını ve herkese lazım olanı sen söyledin. Şimdi o temiz gönlünle bana bir nasihat et” dedi.

Genç çoban şunları söyledi:

“Efendi, yüzünüzden âlim bir zat olduğunuz belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızası için öğrendi iseniz artık insanlardan bir şey istemeyin, onlardan bir menfaat beklemeyin. Eğer din ilmini dünya kazanmak için öğrenmişseniz ahirette bir faydasını göremezsiniz, cennete giremezsiniz. Ayrıca vebali de sana kalır” dedi.

Abdullah bin Mübarek(ra.), genç çobana dua ederek ve yüce Allah’a şükrederek ondan ayrıldı.

KISSADAN DERSLER

Hz.Ali (r.a) der ki:

“Küçük çocukken ölüp cennetin en yüksek yerlerine ulaşmak beni sevindirmez. Beni sevindiren yüce Rabbimi tanıyarak ölmemdir. Bunun için yüce Allah’tan beni uzunca yaşatıp kendisini tanıtmasını isterim.”

Velilerden Malik b. Dinar (rah), bir gün,

“Ah, ah! İnsanların çoğu şu dünyada bir ömür yaşadı, yedi içti, gezdi, gördü fakat asıl işten tat almadan, kokusunu koklamadan ölüp gitti” dedi. Kendisine,

“Nedir o hiç tadını almadıkları şey?” diye sorulunca,

“Marifetullah(Yüce Allah’ı tanımak)” dedi.

Aklını ve kalbini kullanan kimseler için bütün kâinat bir okuldur, âlem her zerre ve kürresiyle sahibi Yüce Allah’ı tanıtır. Marifet ilminin meyvesi takvadır. Kalpte Allah sevgisini artırmayan her ilim ve bilim vebaldir.

Allah Teala buyurur ki:

“Allah dilediğinde hikmet verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiştir. (Kur’an ve kâinat ayetlerini) ancak gerçek akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.”

Resûlullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Haramdan sakının ki insanların en güzel ibadet edeni olasın.

Allah’ın taksimine razı ol ki insanların en zengini olasın.

Komşuna güzel davranıp iyilik yap ki gerçek mümin olasın.

Kendin için sevdiğin ve istediğin şeyleri diğer insanlar için de iste ki hakiki Müslüman olasın.

Birde çok gülme, hiç şüphesiz çok gülmek kalbi öldürür.”

Videolar: