“ALLAH’IN VARLIĞI İSPATLANABİLİR Mİ?” KONULU BİR TARTIŞMA
Bir arkadaşım üniversitenin felsefe bölümünde okurken bir dönem Bilim Felsefesi dersini almaya başlıyor. Dersin hocası da konusunda Türkiye çapında bir kişi. Ancak inançsız. Ve daha ilk dersinde “arkadaşlar” diyor, “Allah’ın varlığı bir varsayımdan ibarettir, aslında böyle bir şey yok, ama Müslümanlar işlerine geldiği için bir Allah’a inanmış, sonra da bütün düşüncelerini bu varsayım üzerine bina etmişler. Aslında bu, temelde sadece bir kabulden ibarettir.” Bunun üzerine arkadaşım itiraz ediyor ve “hocam” diyor, “sizin dediğiniz gibi değil. Biz Müslümanlar akıl ve mantıkla iman ediyoruz- Ve Allah’ın varlığını, birliğini aklen, mantıken ispata hazırız.” Hoca “hele bir ispat et bakalım, nasıl ispat edeceksin” diyor Ve arkadaşım anlatmaya başlıyor:
“Bir harf kâtipsiz olmaz, bir iğne ustasız olmaz, bir köy muhtarsız olmaz, değil mi?”
“Evet ?”
“Öyle ise, bir harf bile kâtipsiz olmuyor da, nasıl olur şu muhteşem kâinat kitabının bir yazarı olmaz?
Bir iğne bile ustasız olmuyor da nasıl olur şu kâinat fabrikasının mükemmel bir ustası olmaz?
Bir köy bile muhtarsız olmuyor da nasıl olur şu koca kâinat şehrinin bir yüce idarecisi olmaz?
O yaratıcıyı tanımanın yolu da çok basit. Meselâ bir mektup, dikkatli bir okuyucu için, onu yazanı tarif eder. Mektubu yazanı görmesek de kişiliğini, isteklerini, ruh halini, ilgi alanlarını, mesleğini, mevkiini mektubundan anlayabiliriz.
Tabii okumayı biliyorsak…
Aynen öyle de; bu kâinat, Allah’ın bizlere kendisini tanıttırmak için yazdığı mektuplarla doludur. Her bir ağaç, bulut, çiçek, hayvan, yani gördüğümüz her şey bize yaratıcısını tarif ediyor.
Okumasını bilirsek tabii…”
Hoca beklemediği bu izah karşısında şaşırıyor. Sonra da “ama bu yaptığınız bilimsel bir izah değil” diyor. Arkadaşım ise bir karşı soru ile konuyu açmaya devam ediyor.
“Hocam siz atomun varlığına inanıyor musunuz?”
“Evet.”
“Peki deliliniz nedir? Atomu gördünüz mü veya gören var mı?”
“Tabii ki atomu gören yok, zaten biz atomun varlığını direkt değil, indirekt yoldan biliyoruz. Meselâ Rutherford ve Geiger altın plakaya çarpan alfa taneciklerinin izlerine bakarak atomun yapısını anlamışlardır. Yani atomu oluşturan parçacıkların iz ve etkilerinden hareketle atomun varlığını ve yapısını anlıyoruz. Bu tarz ispata da “çıkarım” (inference) yolu diyoruz.”
Hocanın bu açıklaması üzerine arkadaşım gülerek “açıklamalarınız için teşekkür ederim hocam. Demek ki az önce Allah’ın varlığını ispat için anlattığım delil de, atomu ispat için kullanılan delil gibi, çıkarım (inference) yolu ile ispat oluyormuş ve bilimsel bir ispatmış” diyor.
Hoca şaşırıyor “yani bunlar aynı şey mi?”
“Tabii ki aynı hocam! Neresi farklı ise söyleyin. Siz altın plakadaki etki ve izlerden atom ispat ve tarif edilebilir dediniz; ben de kâinattaki varlıklardan, onlarda görünen özellik ve faaliyetlerden Allah’ı ispat ve tarif edebiliriz dedim.”
“Yani aynı şey mi bunlar?” diye tekrar soruyor hoca.
Bu esnada herhalde tartışmanın gidişinden memnun olmayan bazı talebeler söze girip, “hocam bırakalım bunları, nereden geldik bu bahse?” diyorlar ve konu kapanıyor. Bundan sonraki derslerde de hoca ile arkadaşım arasında dini konularda tartışmalar devam ediyor. Hoca hangi dini inancı tenkit etse mantıklı cevaplar alıp susuyor.
Sonunda ikinci yarıyıl başladığında hoca iyice düşünüp taşınmış, kafa yormuş ve artık bu işi kendince halledeceği bir yol bulacağına ‘inanmış olsa gerek ki, ilk derste konuyu yine dine getirip kendinden emin bir şekilde arkadaşıma hitaben diyor:
“Bugün bu meseleyi bitireceğiz ve artık gündeme getirmeyeceğiz.”
“Tabii hocam, bitirelim.”
“Yalnız bu meseleyi bilimsel çerçevede görüşebilmemiz için bazı kriterlere uymamız lazım. Şöyle ki:
Bilimsel bir teori, geçerli olduğu sınırı, şartları, çerçeveyi çizmek zorundadır. Eğer bir teori için, “her şart altında doğrudur, gelişmeler ne yönde olursa olsun, araştırmalar nasıl çıkarsa çıksın bu teori doğrudur” denilirse, o teori bilimsel olmaz, olsa olsa inanç veya İdeoloji düzeyinde kalır.
Yani, bir teori ortaya atıldığında “eğer şu olay şöyle gelişirse, şu incelemenin sonucu şöyle çıkarsa, şu şöyle ise bu teori doğrudur, aksi takdirde bu teori yanlıştır” denilebilmesi lazımdır, o teoriye bilimsel diyebilmek için.
Oysa siz Müslümanlar Allah’ın varlığını ispatlarken bir şart getirmiyor, alternatif bir kapı bırakmıyorsunuz. “Her halükârda, her durumda Allah vardır” diyorsunuz. Bu da bilimsel bir ispat olmuyor tabii. Eğer Allah’ın varlığını gerçekten bilimsel bir şekilde ispat etmek istiyorsanız, diyebilmelisiniz ki; “şu şu şartlarda Allah vardır, bu bu şartlarda da Allah yoktur.” Eğer böyle şarta bağlı bir ispat getirebilirseniz o zaman o şartları tartışırız ve yaptığınız ispat da bilimsel olabilir.”
Ve hoca arkadaşımı mağlup ettiği düşüncesi ile sözünü bitirip, muzaffer bir eda ile cevap bekliyor. Anlaşılıyor ki hoca Bilim Felsefesi üzerine bütün bilgilerini irdeleyip uzun düşünceler sonrası böyle kritik bir soru hazırlamış. Kritik bir soru, zira hiç bir Müslümanın “şu şartlarda Allah vardır, bu şartlarda Allah yoktur” diyemeyeceğini düşünüyor. Hakikaten de zor bir soru, ama arkadaşım kısa bir düşünme sonrası 10. söz gibi tefsirlerde sıkça geçen bir ispat şeklini hatırlıyor ve cevap veriyor:
“Peki, hocam istediğiniz şartı yerine getireyim. Şöyle ki: Biz diyoruz ki: Kâinatta atomlardan yıldızlara dek uzanan, hükmeden mükemmel bir düzen var. Bu düzenin gerçekleşmesi için,
Ya diyeceksiniz ki; her bir varlık, atomlardan ta yıldızlara kadar, bu mükemmel düzeni biliyorlar ve bilerek, görerek, şuurla hareket ediyorlar ki bu durumda Allah yoktur diyebilirsiniz,
Ya da diyeceksiniz ki bu atomlar, gezegenler, unsurlar vs. akılsız şuursuzdur, öyleyse tüm bu kâinatı, zerrelerden yıldızlara dek idare eden ilim, hikmet ve kudret sahibi bir yaratıcı vardır.
Birinci şıkkı kabul edeceğinizi zannetmiyorum; zira taşa-toprağa, bitkiye-hayvana, atoma-yıldıza akıl, fikir, şuur vermenin “animizm” diye adlandırıldığını, ilk çağlarda ortaya atılmış batıl bir inanış olduğunu siz söylemiştiniz. Demek ki ikinci şıkkı kabul edeceksiniz.”
Hoca şaşırıyor, “anlamadım?”
“Bir örnekle açıklayayım hocam. Meselâ güneşli bir öğlen vakti denizin yüzünde, su birikintilerinde, aynalarda, camlarda, parlak şeylerde oluşan akisleri, pırıltıları, ışık yansımalarını;
Ya diyeceksiniz ki; bunların hepsi kendinden ışık saçıyor,
Ya da diyeceksiniz ki; bunların kendisinde ışık yoktur, bu pırıltılar, yansımalar, gökteki güneşin ışığının akisleridir.
Aynen onun gibi, yeryüzünde, tüm kâinatta gördüğümüz ve ilim, hikmet, kudret, irade gibi sıfatları gerektiren eserler, olaylar; ya bütün kâinatın her bir zerresinde akıl, mantık, güç, irade bulunması ile mümkün olabilir, ya da sonsuz bir ilim, hikmet, kudret, irade sahibi bir yaratıcının faaliyetlerinin yansımaları, akisleri, neticeleridir.”
Hoca derin bir düşünme sonrası sınıftan apar topar çıkıyor. (Bir Psikiyatrisle Sohbetler-Dr. Yusuf Karaçay-Zafer Yayınları)
Videolar:
*(Bizi Seven Var 24. Video “Allah’ın Yaratması-Videovav.com 3 Dk” 10.Sınıf 5.Ders)
*(Bizi Seven Var 24. Video “Bakıp Göremediklerimiz-Feyyaz Tv 3 Dk” 10.Sınıf 5.Ders)
*(Bizi Seven Var 24. Video “Ateizmi Yıkan Konuşma-Allah’ın Varlığı 10 Dk” 10.Sınıf 5.Ders)
