GERÇEK HÜRRİYET
İnsan, Allah’ın emirlerine kulak asmazsa, neye benzer?
Mösyö Segen’in Keçisi.
(Fransız Hikâyecisi Alphonse Daudet’in Bir Hikâyesi)
Ortaokulda iken, Fransızca kitaptan okumuştuk. Mösyö Segen’in bir keçisi varmış. Bunu iple bağlarmış ki kaçıp gitmesin. Keçi ipin müsaade ettiği kadarıyla çayırda yayılır, otlarmış fakat bir taraftan da yamaçlara, tepelere bakarmış. Ağaçların kocaman kocaman yeşil yaprakları aşağıya sarkmış.
“Ah şu ipten bir kurtulsam, tepelere gidip bol bol ıtır yaprakları yesem, ne iyi olur” dermiş.
Bir gün muradına ermiş ve ipten kurtulduğu gibi dağın yolunu tutmuş. Hava kararıncaya kadar yemiş, içmiş, zıplamış oynamış gezmiş. Hürriyet ne güzel şey diye şarkılar söylemiş. Karanlık basınca karşısında parlayan iki göz görmüş. Kurt olduğunu anlamış. Çevikliği ile atılıp, ona boynuz sallamış. Kurt da bu yaramaz keçi ile şakalaşmış. Zaman ilerledikçe keçinin takati kesilmeye başlamış ve sabah güneşi zavallı keçinin parçalanmış vücudu üzerine doğmuş.
İşte bu keçinin hürriyeti, hürriyetsizliğin, esaretin ta kendisidir. Özgürlük isteyen gençlere ithaf olunur.
Müslüman hürriyeti ise, İslâm’da teslim olmaktır.
Gerçek hürriyet, Allah’a kul olmaktır.
Allah’a isyan eden nefsine kul olur. O da hürriyet değildir. Birahanedekiler içkiye, kahvedekiler oyun kâğıtlarına, kız arkadaş peşinde koşan bir ceylan gözlüye esirdir.
Babamızdan bahçe de, din de miras kaldı. Bahçeye bakmazsak kurur ve meyve vermez. İman da böyle… Eğer hakikati, İslâmiyet’i araştırıp öğrenmezsek, imanımız da bakımsız bahçeye döner.
İslâm’ı yaşamazsak korkulardan ve dilencilikten kurtulamayız.
Asr-ı Saadette, sahabeler her yerde, camideki gibiydi. Camide başka, sokakta başka değildi.
Müslüman sahabeye benzemek zorundadır. Aksi halde sürünürüz.
Günahlar, ordular halinde dinimize saldırıyor.
Plajlar, berbat gazeteler, meyhaneler, kahvehaneler, barlar hep dine hücum ediyor.
Meyhaneye giden Müslüman, parasıyla dünya ve âhiret ateşini satın alıyor.
Ordular gibi hücum eden günahlara karşı Müslüman nasıl karşı koyacak?
Önce imanını kuvvetlendirmeli.
Nasıl ki her insanın bir mesleği var ve onu bütün incelikleri ile öğreniyorsa, Müslüman da imanını, taklitten tahkikiye çıkaracak.
İmanın altı esası vardır. Birisi bize, melekler var mıdır, derse fizik formülü gibi ispat etmek zorundayız. Biz iman etmişiz, başkalarının imanını kurtarmak için ispatlı konuşuruz.
Elbisenin iyisini, pirincin kaliteli ve ucuzunu bilen ve bulan insan, dinini de öğrenmelidir.
Midesinin ihtiyacını temin edip de kalbini aç bırakan Müslüman mesuldür.
Her organımızı Müslüman etmek zorundayız.
Meselâ gözlerimizle harama bakmayacağız. Çıplak kadın resmi seyreden bir insan, Müslümandır, fakat gözleri kâfir gibi. Fransız çıplak kadına bakıyor, Müslüman çıplak kadına bakıyor, olur mu?
Kör olsaydık televizyonda açık seçik filmler seyredebilir miydik?
Allah, bize göz nimeti verdiği için isyan mı etmek lâzım?
Açık seçik filmler seyreden, günaha bakan adam, “Allah’ım, bana göz verdin, ben sana isyan ediyorum” der gibi.
Gözümüzü, kulağımızı Müslüman etmeliyiz.
Kulağımızı tanzim eden Allah’ın, ondan haberi olmaması düşünülemez. Öyleyse onlarla helâl şeyler dinlemeli, harama kulağımızı tıkamalıyız.
Haram lokma koymayarak ağzımızı da Müslüman etmeliyiz.
Bir koyun düşünün: Haramı da yer helâli de.
Müslüman koyundan farklı olmalı.
Fransız ve Amerikalı bira içiyor. Müslüman da içerse, sonuç aynı olmaz mı?
Türkiye’de herkes Müslüman, ama görüyorsunuz, ne rezil işler oluyor.
Müslüman ayağıyla harama, plaja, meyhaneye gidemez.
Maddi organlarımızı Müslüman ettikten sonra sıra manevi organlarımıza gelecek.
İnadına Müslüman edeceğiz.
Peygamberimiz (s), “Bir dağın yerinden oynadığını duyarsanız, inanın. Fakat bir Müslümanın huyunun değiştiğine inanmayın.” buyuruyor.
Ben inatçı isem, inat edip sigarayı bırakmalıyım. İnat edip her sabah camiye gitmeliyim. İnsan, inadını kesip atamaz amma, onun yönünü değiştirir.
Müslüman, inadının sırtına biner, cennete gider.
Kinimizi ele alalım:
Müslümanın en büyük düşmanı günahlarıdır. Günaha kin duymalıyız ve vücut gemimize günahı sokmamalıyız.
Günahlarına kin duymayanlar, Müslümanlara kin duyuyorlar.
Birisi yemin etmiş, on beş sene kardeşi ile konuşmayacakmış. Ne yapayım, diyor.
Kardeşinle konuşmamaya yemin edeceğine sigara içmeyeceğine, camiye gideceğine yemin etseydin, dedim. Bıyığı ve dişleri sigaradan sapsarı kesilmişti.
Bazen duyarız: Filân namaz kılmıyor, ama çok kibar.
Kediler ve kuşlar da çok kibar hayvanlar. Ama onlar cennete gitmez ki.
Yalnız namaz kılanlar kaba, kılmayanlar kibar olursa, o zaman durum kötü. Biz Peygamberimiz (s)’in sünnetine uymalı, hem dindar, hem kibar olmalıyız.
İslâmiyet bir bütündür.
Doğru, çalışkan, bilgili adam olacağız. İslâmiyet’in doğruluk prensibine uymazsak, dört Müslüman bir araya gelemeyiz. Gelip de bir kulübe yapsak başımıza yıkarız veya paylaşırken harap ederiz.
Cehalet her kötülüğün anasıdır. İslâm’ı öğrenir ve yaşarsak, onu aynı zamanda en iyi şekilde anlatmış oluyoruz. Kocası içkici bir kadın bile, içmeyen komşusuna bakar ve çocuklarına der ki:
“Yavrularım şu komşu gibi olun, içki içmeyin. Bak onların kapısı her akşam huzurlu açılır, bizimki nara ve yumrukla.”
İnsan neyi severse gece gündüz onun hizmetine koşar. Bir anneyi düşünün, gece gündüz çocuğun hizmetindedir.
Çocuğunu çok sevdiği için gece tatlı uykusunu bölüp birkaç defa onun için kalkar, bundan şikâyet etmez.
Müslüman da Allah’ı öyle sevmeli ki gece gündüz Allah için çalışsın.
Şu anda İstanbul’da en az iki bin otel salonu var. Bu salonlarda ne konuşuluyor? Kiminde defile, kiminde siyaset, kiminde rezalet…
Kötüler her rezaleti yapmak için bir araya gelsin, biz Allah, Peygamber, din, iman demek için bir araya gelmeyelim, olur mu?
1953’de 21 yaşımda idim. Kahvelerden, meyhanelerden kaçan adamın yalnız kaldığını gördüm. O zaman yalnız kalanların bir araya gelmesine, sohbet etmesine çalıştık. Böylece kahvelerin, kumarhanelerin, barların ve meyhanelerin dışında da toplanma imkânı hâsıl oldu. Bir kişi de olsa, iyilerle bir araya gelmeli. Ya iyilerle bir araya geliriz veya kötüler anamızı ağlatır.
Cüz’i ihtiyari’nin mahiyeti
Elmanın tadı, hali ve vicdanî bir meseledir. İlmî ve nazarî değildir. Bu sebeple insan elmanın tadını anlamaz, tarif edemez; ama varlığından da şüphe etmez. Cüz’i ihtiyarî de böyledir. Biz vicdanen biliyoruz ki, bir iş yaptığımız zaman buna kendimiz karar veriyoruz ve bu işi bir cebir, zorlama altında yapmıyoruz. Fakat “cüz’i ihtiyarî nasıl bir şeydir?” denilse, elmanın tadı veya çiçeğin kokusunu tarifte olduğu gibi bunda da âciz kalırız. Zira “Cüz’i ihtiyarî hali ve vicdanî bir imanın cüz’üdür. Yoksa ilmi ve nazarî değildir.
Cüz’i ihtiyari cüzi olmakla beraber, bir kanun-u külliden medet alarak büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır.
Bir apartmanın üst katının lütuflarla, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir şahsın bu apartmanın asansörü içerisinde muhayyer bulunduğunu farz ediniz. Kendisine, apartmanın bu keyfiyeti daha önce anlatılmış bulunan bu zat, üst katın düğmesine bastığında lütfa mazhar olacak, alt katın düğmesine başağında ise azaba düçar olacaktır.
Burada cüz’i ihtiyarinin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o zatın kudret ve iradesiyle değil, bir kanun-i külliyle hareket etmektedir. Yani insan üst kata kendi iktidarıyla çıkmadığı gibi alt kata da kendi iktidarıyla inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin tayini, içindeki şahsın ihtiyarına bırakılmıştır. İnsanın cüz’i ihtiyarı ile kesbettiği bütün fiiller bu mizanla ölçülebilir. Meselâ; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin haramiyetini de, camiye gitmenin faziletini de insanlara bildirmiş bulunmaktadır. İnsan bedeni ise, misaldeki asansör gibi her iki yere de girmeye hazır olarak beklemektedir.
Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi beden içindeki faaliyetlerde de insanın ihtiyarı mevzubahis olmamakta ve insan bedeni bir kanunu külli ile hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükâfatı ve cezası o insana ait olmaktadır.
Videolar:
