DÜNYANIN LEZZETLERİ VE ZEVK DÜŞKÜNLÜĞÜ
Aşiretleri devlet yapanlar, kahramanlardır. Esir bir millete özgürlük kazandıranlar, ülkü adamlarıdır. Ölüm uykusuna yatmış toplulukları ayaklandıran, coşturan, yüce hedeflere koşturanlar, alp erenlerdir.
Kişisel arzuları peşinde sürüklenenler kahraman olamazlar. Rahat döşeğine rahat için yatanlar, özveride bulunamazlar… Benciller, ölüme gülümseyen, mana için yaşayıp, mücadele edenleri anlayamazlar… Bunlar, hazlarının ardında yürür ve çürümekle kalmaz, toplumu da çürütürler…
Beyinleri midelerine inmiştir… Maddî zevkten başka zevklerin de olabileceğine ihtimal vermezler. Açı doyurmanın, yetimi okşamanın, düşküne yardım etmenin hazzına yabancıdırlar. Gürültülü müzikten, kasıkları patlatan komediden, şehvet kokan edebiyattan hoşlanırlar. Ömürleri, yeni hazları hayal etmekle geçer.
Zevkin sınırı yoktur. Tekrarlanan hazlar tat vermez olur. O zaman yeni zevklerin peşine düşerler. Bulamayınca, sıra aklı uyutmaya gelir. Yeni dostları alkoldür, esrardır, uyuşturucudur artık. Uyuyan, uyuşan, sızan bir toplum ortaya çıkar.
Böyle bir toplum, dostu düşmandan ayırt edemez. Özgürlük kapısı kapanmaya, esirlik kapısı açılmaya başlar. Ruhun cüzamı olan bu korkunç hastalığa yakalananlar bir bakıma ölüdürler. Ölülerse, ellerindekini koruyamazlar. İşte bunun için, maddeci odaklar, hazzı hayatın biricik gayesi olarak gösteriyorlar!
Haz duygusu niye verildi ki insana… Amaç ne… Hem vermiş, hem de sınırlar koymuş Veren… Sınırları zorladın diyelim, yine de sonu var… Ötesi ne?
HAZ BİR ARAÇ… Zevkini kovalar insan, lezzetinin ardınca gider… Gereklidir bunlar hayatın sürdürülebilmesi için… Ve insan soyunun… Yiyeceklerde, içeceklerde lezzet olmasaydı yiyemez, içemez, zorunlu ihtiyacımız olan gıdaları alamazdık. Hayatımız devam etmezdi… Evlilikte lezzet olmasaydı, aileler kuramaz, çoğalamaz, yeryüzünü şenlendiremezdik. İnsan nesli kesilir, biter, tükenirdi. Bir lezzet koymuş yaratıcı erkekle kadın arasına…
İnanmak için yaratıldı insan, Allah’ı tanımak üzere gönderildi dünyaya… Bunu yapabilmek için de yaşamalı, soyunu sürdürmeli… Yanlış olan, aracı amacın yerine koymak… Zevki için yaşayan, atını doyurup kendisi aç kalan adama benzer…
Zevkin, hazzın, lezzetin yaratılmasının bir amacı daha var… Biz, bu dünyaya bir sınav için gönderildik, ücret almaya gelmedik dünyaya… Ödülümüz ahirette… Her padişah gibi şu evrenin sahibi olan Allah’ın da bazı yasaları var… Yapmamız gerekenlerin yanında yapmamamız gerekenleri de bildirilmiş… Bakalım uyacak mıyız?
Zevkin sınırları işte bu sınavın gereği… Bizden, yasal alanda kalmamız isteniyor… Canın ne isterse onu yapamazsın… Özgür irademiz var, seçebiliriz… Yasalara uyup cenneti kazanmak da elimizde, sınırları aşıp cehennemi hak etmek de…
Allah’ı tanımayan, ahireti bilmeyen, kulluk bilincine ermeyen kişi dünyada da mutlu olamaz…
Dünyanın lezzetleri geçicidir. Zevkin bittiği yerde acısı başlar. Ölüme dek sürer gider bu nöbet. Hazların gelip geçici olduğunu düşünmek bile hayatı zindan etmeye yeter. Hayattan tam zevk alanlar, ancak inanan insanlardır.
Onlar bilirler ki, lezzetler geçicidir, ama nimetleri veren Allah kalıcıdır. Tükenen nimetlerin devamını yaratmaya gücü yeter. Bu dünyada vermese bile sonsuz mutluluk yeri olan ahirette verebilir.
Lezzetin sonunu düşünüp kederlenmek anlamsız…
Evindeki bir sepet elmanın biteceğini düşünerek üzülen fakir bir adam, bilse ki, padişah kendisini elmasız bırakmayacak. Her ne zaman elması kalmasa, o yine verecek, sevinir lezzetini tam alır. İşte, inanan insanın nimetlerden aldığı lezzette buna benzer.
İnsanı hayvandan ayıran özellik, akıl… Fakat bu akıl, yerinde kullanılmazsa başa bela olur. Geçmişi hatırlar, geleceği düşünür… Geçen güzel günlerini hatırlayınca acı çeker, hayıflanır insan… Gelecek zaman ise, bilinmeyen tehlikelerle dolu kaygı verir insana, korkutur onu…
Ölümü her şeyin sonu sanan için, geçmiş zaman bir yoklar ülkesidir. Gelecek ise, kendisini de sevdiklerini de yutacak bir ejderha ağzıdır.
Allah’a teslim olmayanın ruhu titrer. Dış görünüşe bakılırsa mutlu zannedilir, ama iç dünyası acılarla cehenneme dönmüştür.
İnanan kişi için ölüm yokluk değil bir başlangıç…
Daha güzel bir dünyaya geçiş aracı. Gelecek ise, sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ın emrinde. Dünya da içindekilerde gidici, ama o kalıcı. Eğer insan bu dünyada sonsuza dek yaşayacak olsaydı, belki zevkine gereğinden fazla önem verebilirdi. Fakat yeryüzünde her an ölüm rüzgârları esiyor. Her yerde ölümle hayatın kavgasına tanık oluyoruz.
Dün dalında gülümseyen çiçekler bugün ayaklar altında. Baharın yazı yapraklarla, çiçeklerle süslenen ağaçları, kışın kefenlere bürünüyor. Masmavi göklerde özgürce uçan kuşlardan arta kalan, bir avuç tüy yumağı. “Elif” gibi dik duran gençler, birde bakıyorsun, “dal” gibi eğilmişler. Zevk cilası ile parlayan gözler, toprakla doluyor. Sevdiklerimiz bizi bırakıp gidiyorlar. Bütün yollar mezara çıkıyor…
Kuşkusuz biliyoruz ki; bizimde sonumuz ölüm. Hayattan hiç de geri kalmayan bir gerçek, ölüm… İnsandan beklentileri var ölümün, bir şeyler istiyor… Ama ne? İşte insanın en önde gelen sorunu bu… Hiç kimse nemelazım diyemez ona…
Videolar:
