Bizi Seven Var 7. "İnsanın Yaratılış Gayesini Sorgulaması"

Bizi Seven Var 9. “İnsanın Yaratılış Gayesini Sorgulaması” 10.Sınıf 1.Ders

İNSANIN YARATILIŞ GAYESİNİ SORGULAMASI

Önemli vazifeler yapmak üzere, yüksek bir ücretle yabancı bir ülkeye gönderilen bir insanın ilk yapacağı iş, üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yapmak olacaktır. Önceden tanımadığı dünya memleketine gönderilen, kendisine en değerli organ ve kâbiliyetler emanet edilen insanın da her şeyden önce öğrenmesi ve yapması gereken bir kısım vazifeler vardır.

Bu vazifeler,

“Bu dünyada niçin bulunuyorum?

Baha biçilmez bunca organ, kâbiliyet ve nimetler bana niçin verilmiş?” sorularının cevabında yerlerini alır.

İnsan, bu soruların cevabını bulmak maksadıyla kâinattaki yer ve mevkiine baktığında kâinatın, odak noktasında bulunduğunu ve her şeyin hizmetine verildiğini görmekte gecikmeyecektir.

Elbette ki kendisinin de bir kısım vazifeleri olduğunu düşünecektir. “Ben ki kâinatta esamesi bile okunmayan küçücük bir cisimken, koca kâinat çarkı benim için döndürülmektedir. Demek bana büyük bir kıymet ve önem verilmiş” diyecektir.

İşlerini, işyerlerini kendi hallerine bırakmayan insanlar, kendilerini nasıl başıboş ve sorumsuz sayabilirler?

İnsanın ilk vazifesi, yaratılış maksadı, dünyaya gönderilmesinin asıl gâyesi her şeyden önce Yaratıcısını tanımaktır.

Sahip olduğu kâbiliyetlerin Onun bir lütfu olduğunu bilmek,

Ona şükretmek, emanet olarak taşıdığı vücudunu, Mûcidi yolunda kullanmak, emirleri istikâmetinde hayat geçirmektir.

Bu dünyada bir misafir yolcu olarak bulunduğunu, buraya imtihan olmak için geldiğini, ebedî hayatı kazanmakla görevli bir memur olduğunu aklından çıkarmamaktır. Tıpkı okula okumak için giden öğrencinin o şuur içerisinde okula gidip gelmesi gibi.

Bir iş yerinde odacının, kapıcının hataları yerine göre ufak bir ihtarla geçiştirilirken, o işyerinin âmir veya müdürünün ihmali, hatası kolay kolay affedilmez, cezalandırılmayı gerektirir. Çünkü onun vazifesi sadece şahsını değil, idare ettiği müessese ve kişileri ilgilendirmektedir.

Yeryüzünü bir işyeri; toprak, güneş, dağ, taş, bitki, hayvan gibi yaratıkları da birer işçi olarak düşünürsek, insanın âmirlik makamında yer aldığını görürüz. Acaba her biri birer işçi gibi çalışan bu yaratıkların isyanları, tembellikleri, ihmalkârlıkları nelere malolurdu, bir düşünelim. Her biri greve girip bitkiler meyvelerini, hayvanlar ürünlerini, toprak mahsulünü, güneş ışınlarını, bulutlar yağmurlarını vermeselerdi ne olurdu halimiz? Bu vazifeleri yapmaları için onlara emir veren biz değiliz. Yapmadıkları takdirde de bir şeyler yapıp söz dinletebilecek gücümüz yok. Ama şimdiye kadar hiçbir zaman bu fedakâr işçiler genel greve gitmiyorlar.

Acaba kâinatın âmiri, müdürü makamında olan insanların fıtrî vazifelerini terk etmeleri, ihmalleri ve hatalarının nelere malolacağını da bir düşünelim. Her şey hizmetine verilen insanoğlunun yanlışlıkları, isyanları elbette ki büyük bir vebali gerektirir. Koca koca dağları, denizleri, yıldızları emrine boyun büktüren Allah, eğer insanı serbest bırakmış, ona bir kısım yetkiler vermişse, insan bu yetkisini sûistimal etmemelidir. Eğer bu sûistimallere bir noktaya kadar ses çıkarılmıyorsa, ihmal edileceği mânâsına gelmemelidir. Tövbe edilip istikâmet dairesi içerisine girilmediğinde, gün olur devran gelir, büyük bir mahkeme kurulur ve büyük bir makam tarafından hesabı soruluverir.

Evet, insanın kendisi için dönen kâinat çarkını kötülüğe, günaha âlet etmeye hakkı yoktur. Aksi halde ona hizmet eden her şey ondan dâvâcı olacak, “Hayrı netice vermek üzere çalışan bizleri niçin şerre vasıta ve âlet yaptın?” diye haklarını isteyeceklerdir. (İlimlerin Diliyle Allah-Şaban Döğen-Gençlik Yayınları)

Videolar:

0.9.Şu Kâinat Kitabını Oku-Uyanış Büyük Selçuklu Trt 1-(Nur Alemi) 6 Dk