HAYAT, İNSAN VE KÂİNAT
Nasıl çekirdekte ağaç, kökünden gövdesine, yaprağından çiçeğine varıncaya kaçlar bütün özellikleriyle özetlenmişse, insanda da koca kâinat özetlenmiştir. Hz. Ali’nin ifadesiyle, cirmi ve cisminin küçüklüğüne rağmen koskoca âlemi içine alabilecek büyüklükte bir yaratıktır insan. Kâinatta ne varsa küçük bir örneği de onda vardır. Öyle ki bedeni, kâinatın dört bir yanına dağılmış olan elementlerden inşa edilmiştir. Eti toprağı; kemiği dağı, taşı; saçları, kılları ağaçları; kan ve lenf damarları nehirleri, kılcal damarlar çayları, dereleri; vücudunun dörtte üçünün su oluşu, dörtte üçü suyla kaplı Dünyamızı hatırlatır. Ruhu ruhlar âlemine, hayali âlem-i misale, bir nevi kara kutu olan hafızası her şeyin yazılı bulunduğu Levh-i Mahfuza benzer. Adeta kâinat küçültülmüş insan haline getirilmiştir. Diyebiliriz ki insan kâinattan süzülmüş bir katredir. Onun özeti, hülâsasıdır. O halde kâinatı yaratamayan, onun bir neticesi olan insanı da yaratamaz. Bu yönüyledir ki hayat, hayatı yaratan Sanatkârın varlığına güneş gibi parlak bir delil olur.
KÂİNATTA HERŞEY İNSANA HİZMET ETTİRİLİYOR
Kara deliklerin isim babası olarak bilinen John Wheeler (1911- ?) kâinatın hayatı, hayatın da insanı meyve verecek tarzda yaratıldığını söyler ve “İnsansız kâinat ne mânâ ifade eder?” der.
Gerçekten insansız kâinat bir mânâ ifade etmez. Konuğu olmayan köşkten farksız hale gelir âdetâ.
Köşkteki her şey, orada kalanlar için hazırlanmış, onların hizmetine sunulmuştur. Şöyle veya böyle, doğrudan veya dolaylı olarak kâinatta yer alan yaratıkların da hizmetimize sunulduğunu söylesek hata etmiş olmayız. Kâinatı insan gibi bir meyve vermek için kuran Rabbimiz canlı cansız sayısız yaratığı da insanın emrine vermiştir. Kâinatı bir saray, güneşi âvize, ayı bir takvim gibi yaratmış, yıldızlarla o sarayın tavanını yaldızlarken, tabanını rengârenk bahar halılarıyla döşemiş, bitki ve hayvanları da birer hizmetçi yapmıştır. Bu suretle insan kâinatın bir ustabaşısı, bir müfettişi, bir mutasarrıfı gibi hareket edebilecek, geniş ölçüde kâinattan yararlanabilecek ve onları çeşitli hizmetlerde kullanabilecek, istihdam edebilecektir.
Bizi dört bir yandan kuşatan hemen hemen her yaratık gece gündüz demeden, yorulmadan, bıkmadan, usanmadan bizim rahatımız, huzur ve mutluluğumuz için çalışmakta, kısacası hayatımız, hayatımızın devamı için çırpınmaktadır. Biz dursak, yatsak, uyusak tembellik etsek bile vücudumuzun organları, hücreleri birer fabrika gibi durma bilmeksizin çalışırlar.
Aslında tabiatta gayesiz, lüzumsuz, boş, mânâsız ve tembel hiçbir yaratık yoktur. Cansız gördüğümüz kaya parçalarından denizlerdeki alg adı verilen yosunlara, mikroplardan çiçeklerin yüzünü güldüren rahmet damlalarına kadar her şey önemli ve hayatî vazifeler yürütmektedirler. Adetâ her bir şey bir fabrikanın çarkları, vidaları gibi bazen görünürde küçük, fakat vazife itibariyle büyük ve mühim vazifeler üstlenmişlerdir.
DAĞLARI KAZIK YAPMADIK MI?
7.Vel cibale evteda
7.Dağları da arzı tutan birer kazık/destek yapmadık mı?
Ayetteki teşbih, benzetme edatı söylenmeden yapılan bir benzetmedir ki, “Dağları birer kazık gibi yaptık.” demektir.
Evtâd; yere veya duvara çakılan çivi ve kazık demek olan (veted) kelimesinin çoğuludur.
Bir önceki âyette, yeryüzünün insan hayatı için bir döşek gibi olduğu anlatılırken, bu âyette ise, dağların da bu döşeğin durumunu sabitleştirmek için çakılmış kazıklar gibi bazı faydaları bulunduğuna ve dağlar kaldırılmış olsa, o döşek üzerinde kalmanın ve huzurun yok olacağına işaret edilmiş bulunuyor.
Dağlar, yer üzerinde, çıkıntıları, bir sahaya çakılmış bir takım kazıkların görüntüsünü andırır. Allah, dağları, üzerinde oturmaya ve medeniyete elverişli, korunmuş yataklar halinde yere sâbitlemiştir. Dağların yaratılış hikmeti Kur’ân’da, “Yeryüzünde, insanları sarsmaması için sâbit dağlar yarattık.” (Enbiya, 21/31) gibi âyetlerde geçtiği üzere, çalkalanma ve sallanmadan korumak suretiyle sabitleştirme ve sükûnu sağlayan baskılar mânâsında ifade edilmiştir. Bu sallantı ve çalkanışlar, insan hayatı bakımından jeolojik, coğrafî, atmosferik (yeryüzünün etrafındaki boşlukla ilgili) ve sosyal olmak üzere birçok yönlerle ilgilidir.
Çadırların, ayakta durması için iplerle kazıklara bağlandıkları gibi yeryüzü de bu dağlarla bağlanmıştır. Kurtubî’ye göre ise; yer sükûnet bulsun, çalkalanmasın, üzerindekilerle birlikte başka taraflara meyletmesin diye “bir kazık?” yaptık, demektir.
Dağların Faydaları
*Dâhilî püskürmelere, yani yanardağların püskürmelerine karşı koymayı sağlar.
*Deniz ile karaları ayırmak suretiyle, kara kısımlarını deniz seviyesinden değişik seviyelerde yükselerek, deniz sularının çekilip çoğalmasıyla olabilecek tufanlardan kurtarır.
*Nehirlerin akması için su depoları, kaynaklar ve suyolları teşkil eder.
*Rüzgârların, bulutların, yağmurların farklı akımlarla dağıtımı ve değişik iklimlerle değişik hayat şartlarının ve yiyecek ve içeceklerin çeşitli şekillerde hazırlanmasını sağlar.
*Havanın tarağıdır, havayı temizler.
*Canlılara lâzım olan her çeşit kaynaklar, sular, madenler, ilâçlar hazırlanıp dağların içinde depolanır.
*Dağlar sayesinde sosyal bakımdan insanlık akınları, birbirlerine karışmaları, çarpışmaları ve çatışmaları sınırlanır ve düzenlenir.
*Dağların, içinde madenlerin bulunması, üstünde çeşitli bitki ve ormanların oluşması vb. sayılamayacak kadar çok faydaları vardır.
Dağlar Olmasaydı Ne Olurdu?
Allah’ın özel lütfu olarak yeryüzü döşenmemiş, üzerine dağlat oturtulmamış, oturma ve korunma bölgeleri oluşturulup sabitleştirilmemiş, yer yüzeyi deniz seviyesinde bırakılmış olsaydı: Tabiat bakımından üzerinde rahatça durabilme mümkün olmayacak sürekli bir çalkantı ve sallantı olacaktı. Yeryüzünde devam eden bu hayat ve hayat şartları oluşmayacak, merkez ve çevreden tabiî akımlara karşı direnme ve savunma sebepleri verilmemiş olacaktı.
Ayrıca yetiştirilen bağ ve bahçeler şöyle dursun, bir sebze ve bitki tohumu ve hücrecik bile toprağa tutunamayacaktı.
Isının Dengeli Şekilde Dağıtılmasında Dağlar
Dağlar, yeryüzünde bilinen ve bilinmeyen birçok dengenin sağlanması açısından da önem arz etmektedir. Meselâ dağlara, ısının dengeli şekilde dağıtılmasında mühim vazifeler verilmiştir. Ekvator ile kutuplar arasında yaklaşık 100 °C’lik bir sıcaklık farkı vardır. Eğer böyle ısı farkı, fazla engebesi olmayan bir dünya yüzeyinde gerçekleşmiş olsaydı, hızı saatte 1.000 kilometreye varan fırtınalar sebebiyle dünya alt üst olurdu. Oysa yeryüzünde, ısı farkından dolayı ortaya çıkması muhtemel kuvvetli hava akımlarını frenleyecek küçüklü-büyüklü engebeler vardır. Bunların nispeten daha büyük ölçekli olanları Himalayalarla başlar, İran’da Zagroslar, Anadolu’da Toroslarla devam eder ve Avrupa’da Alplere, Pirenelere kadar sıradağlar hâlinde uzanarak batıda Atlas Okyanusu, doğuda Büyük Okyanusla birleşir. (Nebe Suresi Tefsiri)
Videolar:
*(Bizi Seven Var 83. Video “Meşher-(Kâinat Fuarı)-Yolyordam 5 Dk” 9.Sınıf 20.Ders)
*(Bizi Seven Var 83. Video “İhtiyaçlar Bir Pencere-Yolyordam 9 Dk” 9.Sınıf 20.Ders)
