VARLIKLARI ALLAH YARATTI, PEKİ ALLAH’I KİM YARATTI?
4721/126. Ebû Hüreyre radıyallahu anhdan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsanlar, ‘Varlıkları Allah yarattı, peki Allah’ı kim yarattı?’ diye birbirlerine sorup duracaklardır. Kalbinden böyle sorular geçen kimse, ‘Ben Allah’a îmân ettim!’ desin.”
4722/127. Ebû Hüreyre radıyallahu anh: “Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu duydum” dedi ve bir önceki hadisin bir benzerini rivâyet etti. Bu rivâyete göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsanlar, ‘Varlıkları Allah yarattı, peki Allah’ı kim yarattı?’ dediği zaman siz İhlâs sûresini okuyarak şöyle deyin: ‘De ki: O Allah birdir. Her şey, her hâlinde o Allah’a muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. O doğurmamış, doğmamıştır. Hiçbir şey ona denk olmamıştır.’ Bunu söyleyen kimse ardından sol tarafına üç defa ‘tu… tu…’ diye tükürür gibi yapsın ve eûzü besmele çekerek şeytandan Allah’a sığınsın!”
Açıklamalar
Bu hadîs-i şerîfin Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’de şöyle bir rivâ yeti daha var:
“Şeytan birinizin yanına gelir ve ona, ‘Şunu kim yarattı, bunu kim yarattı?’ diye sormaya başlar. Sonunda ‘Rabbini kim yarattı?’ diye sorar. Şeytanın vesvesesi bu noktaya gelince, hemen o kimse ‘eûzü billâhi mine’şşeytâni’r-racîm’ diyerek Allah’a sığınsın ve böylece şeytanın vesvesesine son versin!”
Peygamber Efendimiz, “Varlıkları Allah yarattı, peki Allah’ı kim yarattı?” sorusuyla karşılaşan bir mü’minin eûzü besmele çekmek veya İhlâs sûresini okumak sûretiyle Allah’a sığınmasını, böylece Kâinâtın Rabbine olan derin inancını ortaya koymasını tavsiye buyurmuştur.
Şeytanın böyle telkinleriyle karşılaşan mü’minin sol tarafına üç defa tükürmesi şeytana bir tür cevap vermesidir. Ona ben senin bu tür telkinlerine değer vermiyorum, hattâ aklıma getirdiğin bu tür düşüncelerin üzerine tükürüyorum demesidir.
Şeytanın böylesi telkinlerini hissettiği zaman İhlâs sûresini okuyan bir mü’min şeytana şunları söylemiş olur:
Benim Rabbim tektir, ondan başka bir yaratıcı yoktur. Herkes her an ona muhtaçtır ama onun hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Onun gibi kudreti sonsuz olan bir başka varlık da yoktur.
Şeytanın bu tür telkinlerini hisseden mü’min kesinlikle telâşa kapılmamalı ve aslâ îmânından şüphe etmemelidir.
Şu olay bize bunu göstermektedir:
Bir gün kalplerinde şeytanın bu tür telkinlerini hisseden ve korkuya kapılan bazı sahâbîler Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellemin huzûruna geldiler ve:
“Yâ Resûlallah! Biz kalbimizde, söylemeye bile çekindiğimiz bazı kötü düşünceler hissediyoruz!” dediler. Hattâ biri:
“Aklıma gelen o düşünceyi söylemektense gökten yere düşmeyi tercih ederim” dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onların “Allah’ı kim yarattı, o nasıl bir varlıktır?” gibi düşüncelere kapıldıklarını anladı ve onlara:
“Gerçekten de kalbinizde bu düşünceyi hissettiniz mi?” diye sordu. Onlar da: “Evet, hissettik” dediler.
O zaman Server-i Enbiyâ Efendimiz onlara şu müjdeyi verdi:
“İşte bu îmânın ta kendisidir.”
Burada önemli olan, kalbe gelen o düşüncenin kötü bir şey olduğunu bilmek ve bu düşünceden rahatsız olmaktır. Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem o sahâbîlerin böyle bir şeyi düşünmekten dolayı üzüldüklerini ve bunu kendilerine yakıştırmadıklarını anlayınca rahatladı. Bu vesveseyi onların kalbine şeytanın attığını bildi ve onları “işte mü’min böyle olur, şeytanın oyununa gelmez” diye tebrik etti.
Şu bir gerçektir ki şeytan îmân hırsızıdır. O boş evlere değil, bir şeyler çalacağını ümit ettiği zengin hânelere girer.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.İnsanlar birbirine “Allah’ı kim yarattı?” diye sorabilir veya bu soruyu insanın kalbine şeytan getirebilir. Bir mü’minin bundan korkmaması lâzımdır.
2.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir Müslüman’ın “Al lah’ı kim yarattı?” diye düşünmesini, onun sağlam ve güçlü bir îmâna sahip olmasıyla açıklamıştır.
3.Kalbine “Allah’ı kim yarattı?” diye bir düşünce gelen veya böyle bir soruyla karşılaşan Müslüman hemen ‘Ben Allah’a îmân ettim!’ demeli veya İhlâs sûresini okumalıdır.
4.“Allah’ı kim yarattı?” gibi soruları insanın aklına şeytan getirir. Şeytanın bu tür iğvâlarına önem vermediğini göstermek için sol tarafına “tu… tu…” diye tükürür gibi yapmalıdır. (Kitâbü’s Sünne-Hadislerle Îmân İlkeleri-İmâm Ebû Dâvûd-Tercüme Ve Şerh Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir)
ALLAH’IN VARLIĞI VE ALLAH’I KİM YARATTI SORUSUNUN CEVABI
Kâinattaki olayların ve varlıkların nasıl meydana geldiğini araştırdığımızda, her şeyin arkasında bir sebep buluruz.
Mesela yağmurun yağmasına sebep olan bulutlardır. Bulutlar nasıl oldu diye sorulursa, suyun buharlaşmasıyla oldu, diyebiliriz. Bu sorgulama bir yere kadar gider ve tıkanır. Bu noktada sebeplerin arkasında, sebepleri Yaratan Allah’ın olduğunu söyleriz.
Kâinatın yaratılışını incelediğimizde bilim bir yere kadar izah getirir. “ilk önce kâinat bir toz bulutuydu” der. Peki, bu toz bulutu nereden geldi? Bu soruya bilimin verebileceği bir cevap yoktur. İlk sebebe gittiğinizde, onun arkasında sebepleri yaratan Yüce Yaratıcı vardır.
“Allah’ı kim yarattı?” sorusu, eğer bir cevap bulsaydı, daha sonra; “onu kim yarattı” diye sorulacaktı. Bu sorular uzayıp gidecekti. Bu şekilde hiçbir şeyi aydınlatmak mümkün değildir. Bu sorular sonsuza kadar gitmeyeceğine göre, bir yerde durması ve bir yere dayanması gerekmektedir. Her şeyin son noktası “Allah” olmalıdır.
Bu konuyu bir misalle şöyle anlatabiliriz:
Arka ayakları olmayan bir sandalyede oturduğunuzu düşünün. Sandalye düşmemesi için kendisi gibi arka ayakları olmayan başka bir sandalyenin önüne dayandırılmış olsun. O da bir üçüncü sandalyeye. Böylece devam edip gittiğini düşünün. Bunu ne kadar uzatırsanız uzatın, bir yerde arka ayakları olan son bir sandalyeye dayandırmak zorundasınız. Yoksa bu sonsuza kadar uzayıp gidemez.
Başka bir misal ise şu olabilir; bir insana neyin üzerinde olduğu sorulsa, ayakları üzerinde olduğunu söyler. Ayaklarının ne üzerinde olduğu sorulsa, evin üzerinde olduğunu söyler. Ev neyin üzerinde denilse, dünyanın üzerinde cevabını alırsınız. Peki, dünya neyin üzerinde? Bu sorunun ötesi yoktur. Dünya kâinatla boşlukta durmaktadır ve hiçbir şeyin üzerinde değildir. Bütün bu soruların bir son noktası vardır.
Seksen vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonların her birisini bir önceki vagonun çektiği söylenebilir. Fakat iş lokomotife dayandığında, artık “lokomotifi kim çekiyor?” diye bir sual sorulamaz. Zira çeken fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa, trendeki nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.
Diğer taraftan bir elma, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da, kâinatın da, nihayetsiz bir ilim ve kudret sahibinin eseri olduğu kabul edilmezse, kâinat fabrikasında da bir fabrika, o fabrikaya da başka fabrika icat edecek ve mesele bir noktaya dayandırılmadan sürüp gidecektir.
Bir asker emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve nihayet başkumandan da emri padişahtan alır. “Ya padişah kimden emir alıyor?” şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da raiyet derecesine iner ve onun emir aldığı zat padişah olur. Yani emir veren, fakat emir almayan bir zatın varlığı muhakkaktır ve o da padişahtır.
Verilen misallerden anlaşılacağı gibi mahlûkatın birbirini silsileler halinde meydana getirmesi mümkün değildir ve onları yaratan, fakat kendisi yaratılmamış olan bir kudretin varlığı zaruridir.
Evet, bu hakikatler, bütün açıklığıyla ortada dururken, Cenab-ı Hakkı (haşa) “kim yarattı?!” diye sual soranlar, sadece cahilliklerini ortaya koymuş olacaklardır. (Mehmet Kırkıncı)
Videolar:
*(Bizi Seven Var 30. Video “Allah’ı Kim Yarattı Sorusu-Feyyaz Tv 42 Dk” 8.Sınıf 5.Ders)
*(Bizi Seven Var 30. Video “Müslümanların Bile Cevaplamaya Zorlandığı Soruya Cevap Verdik!-Allah Ve Zaman-Sözler Köşkü 6 Dk” 8.Sınıf 5.Ders)
