GÖZLE GÖRMEDİĞİNE İNANMAYANLARA
Bizim insanlarımızın bir bölümünde böyle tuhaf bir bedevîlik var. Üstelik de, insaniyete İslâmiyet taşıma gayretinde olan insanlar bunlar… Nasıl çekecekler insanları kendilerine bu kalın bedevî tavrıyla?
Olayların zahir ve batın boyutlarını birleştiren “ğayb ricali”nin, “bilinmez adamlar”ın işlerini güçlerini akılları kaktırmıyor bazılarının. Akıllarına yatmıyor, akılları almıyor, havsalalarına sığmıyor yani.
Baş gözleriyle görmedikleri şeylere inanmıyorlar akılları sıra.
Bir gün böyle biri, Ahmed Ağa’ya:
“Varsa, gerçekse göster!.. Gözümle göreyim, elimle tutayım!” demiş.
Ahmed Ağa’ya böyle söyleyen adama göre gerçek “elle tutulur, gözle görülür” şeylerden ibarettir. Ahmed Ağa ne kızmış, ne köpürmüş ona o anda… Gayet sakin ve babacan bir ifâdeyle:
“Peki oğlum, sen çık şu kapının önüne… Şu rüzgârdan bir avuç al da getir bize!.. Ben de sana görmek istediğini göstereyim!.. Hadi! Aha küfül küfül esip duruyor dışarda ha? Hadi!.” demiş. (Ladik’li Ahmed Ağa-Mustafa Özdamar-Kırkkandil Yayınları)
***
“Bir patolog doktor der ki:
“Hayatımda on binlerce kadavra kestim, biçtim, ruh diye bir şeye rastlamadım.”
Bu, zayıf insanları tereddüde düşürebilir. Küfrün diyalektiği, sahte mantığı, hemen cevap vereceksin:
“Gel buraya patolog, sen hayatında biftek yedin mi? Tabii ‘yedim’ diyecek… Bıçağı gördün mü gözünle, çatalı, eti, filan falan. Yine ‘evet’ diyecek. Ya eti yerken, dilinin üzerinde ne hissettin? ‘Lezzet’. Öyleyse göster bana lezzet dediğin şey nerede? (Necip Fazık Kısakürek)
***
Görmediği İçin Şeytanın Varlığına İnanmayanlara Cevap
İsmâil Hâmî Bey’in târihle ilgili olarak kaleme aldığı menkıbeler, ölümünden sonra, Târihî Hakikatler adıyla ve iki büyük cilt halinde, Tercüman gazetesi tarafından yayımlandı. Birkaç defa elden geçirdiğim bu eserin birinci cildinde yer alan bir “şeytan fıkrası”nı müsâadenizle nakledeyim:
Yavuz ve Ivânûnî devirlerinde yirmi üç yıl meşihat makamında bulunmuş olan ünlü şeyhülislam Zembilli Ali Efendi bir gün, kimliği belli olmayan Avrupalı bir gezgin ile görüşürken, imansız bir yaratık olduğu anlaşılan gezgin, ona şeytanın varlığını kabul etmediğinden, çünkü kendisi, ömründe hiçbir şeytan görmediği için, görülemeyen bir şeyin varlığının kabul edilemeyeceğinden bahseder. Zenbilli de hemen şu cevâbı verir: “Öyleyse ben de, siz de akıl ve iz’an olduğunu kabul etmiyorum. Çünkü gözlerim öyle bir şey görmüyor!” (Sohbet Tadında-Dursun Gürlek-Kubbealtı Yayınları)
OTLARIN YAZDIĞI İSİM
İskoçya’nın meşhur filozoflarından Bity, küçük yaştaki oğluna, insanın tesadüfen varolamayacağını, ancak Allah tarafından yaratılmış bulunduğunu şöyle ispatlamış:
Evinin bahçesinde kazılmış olan toprağın bir kenarına oğlunun ismini parmağıyla kalınca çizer. Bu çizgilerin içine de dereotu tohumu eker ve üzerini toprakla kapatır.
Bir süre sonra çocuk koşarak babasına gelir ve heyecan içinde, şöyle der:
– Babacığım, bahçenin bir köşesinde benim adım dereotlarıyla yazılmış.
Babası umursamaz bir halde, ‘Tesadüftür,’ der…
Çocuk itiraz eder ve bunun “Mutlaka biri tarafından yapılmış olduğunu” iddia eder:
– Babacığım, hiç kendi kendine benim ismim, otlar tarafından yazılabilir mi? Benim adımı ne otlar biliyor, ne de toprak Bunu benim adımı bilen biri yapmıştır…
Babası hemen taşı gediğine kor ve şöyle konuşur:
– Peki, sen isminin bile kendiliğinden bahçede yazılamayacağını söylüyorsun da, ondan çok daha üstün ve san’atlı olan vücudunun tesadüfen oluştuğunu nasıl kabul edebiliyorsun?…
Bu kadar basit ve kolay bir iş bile tesadüfen olamazsa, ondan çok daha muazzam ve muhteşem olan insanlar, hayvanlar ve kâinat (evren) nasıl kendi kendine oluşur? Bütün bunların da bir Yaratıcısı olması gerekmez mi?
Filozofun oğlu özür dileyerek, demiş ki:
– Babacığını, size çok teşekkür ederim. Çünkü bu örnekle dünyada en küçük bir şeyin bile kendi kendine olamayacağını anlamış bulunuyorum. Artık herşeyi yaratan bir Yüce Yaratıcı’nın varlığına ben de inanıyorum. (Öğretmenin Not Defteri-Karanfil Yayınları-Vehbi Vakkasoğlu)
***
ALLAH BİRDİR
Allah’ın varlık ve birliğini açıklayıp izah eden anahtarda, canlı cansız bütün varlıklardır. Her varlık, yol kenarlarına dikilen trafik işaretleri gibidir. Yol işaretleri nasıl yolcunun gideceği yere varmasını temin için ise, bu varlık dünyası da, insanı Allah’a ulaştırmak içindir.
***
William Paley’in yanına biri gelerek “Allah yoktur” demiş. Ve bunun doğru olmadığını ispat etmesini islemiş.
Paley derhal cebinden saatini çıkararak kapağını açmış ve saatin içini göstererek şöyle demiş:
“Ben size bütün bu çarkların, yayların, zembereklerin kendiliğinden vücuda geldiğini ve birbirine uyarak kendiliklerinden buraya yerleştiklerini ve harekete geçtiklerini iddia edecek olursam, benim aklımdan şüphelenmez misiniz? Muhakkak ki şüphe edersiniz.
O halde, yıldızlara bakınız. Her birinin kendine mahsus bir yolu ve bir hareketi vardır. Dünya ile gezegenler güneşin etrafında sonsuz bir intizamla hareket halindedir. Ayrıca bütün bu grup, her gün bir milyon mil yol alıyor. Her yıldız, kendi grubu ile birlikte ayrı bir güneş teşkil ediyor ve kendi güneş sistemimiz gibi uzay içinde hareket ediyor. Bununla beraber çarpışma yok, bozukluk yok ve zerre kadar bir karışıklık mevcut değil. Hepsi sükûnet ve bir düzen içinde çalışıyor. Bütün bunların kendiliğinden olduğuna mı, yoksa bir yaratan tarafından vücuda getirildiğine mi inanmak daha kolaydır?” (Dale Carnegie) (Öğretmenin Not Defteri-Karanfil Yayınları-Vehbi Vakkasoğlu)
GENÇ NESİLDEN ZEKÂ PIRILTILARI
İnkârcı bir öğretmen, cebine şeker doldurduktan sonra, küçük öğrencilerine şöyle demiş:
– Eğer Allah var ise, isteyin bakalım, size şeker verecek mi? Ama ben, var olduğum için, isterseniz size şeker verebilirim. Hem de derhal…
Sınıfın en zeki çocuğu, Öğretmenin niyetini anlayıp, şunları söylemiş:
– Bana şeker dokunuyor öğretmenim. Rica etsem, onun yerine bir elma verebilir misiniz? Hem de derhal…
İnkârcı öğretmen, bu zeki çocuk karşısında şaşırıp kalmış. Tek kelime söyleyememiş.
***
Matematik hocası, “görülen” şekilleri tahtaya çizerken, bir yandan da aranızda görmediğine inananlar da var herhalde” demiş; Öğrencilerden biri:
– Tabiî, diye cevap yerince, öğretmen ona:
– Bak evlâdım, insan şöyle orta yere koyamadığı, eliyle gösteremediği şeylerin varlığından hiç bahsetmemeli, demiş.
Ancak, hakkettiği cevabı, yine aynı öğrenciden alıvermiş:
– Öğretmenim, siz çocuğunuzu severken, şefkatinizi elinizle gösterebiliyor, bir fakire sadaka verirken acıma hissinizi masanın üzerine koyabiliyor musunuz? Yoksa elinize alamadığınız, ortaya koyamadığınız bu hisler sizde yok mu?
***
Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
– Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi hemen cennete koymayıp dünyaya göndermiş?
Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
– Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz, bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz? (Öğretmenin Not Defteri-Karanfil Yayınları-Vehbi Vakkasoğlu)
“Kişi kalbiyle görmedikçe, gözleriyle gördüklerinin ona bir faydası olmaz.” (Süfyan-ı Sevri)
Videolar:
*(Bizi Seven Var 38. Video “Görmediğim Allah’a İnanmam Dedi (Allah’a İman)-Said Şaşmaz 5 Dk” 6.Sınıf 4.Ders)
*(Bizi Seven Var 38. Video “Görmediğime İnanmam Diyen Birine Ne Diyelim-Ömer Sevinçgül-Sorularla İslamiyet 6 Dk” 6.Sınıf 4.Ders)
